
Köy fakirdi, Fatma daha da fakirdi. Ama Deniz eksik bir şey hissetmedi hiç. Annesi gece gündüz demeden çalışır, ayaklarıyla dantel örüp pazarda satar, kazandığı üç kuruşla Deniz’e okul kıyafeti alırdı. Komşular “Bu çocuk ne olacak, kolsuz bir kadının elinde?” derdi. Fatma duymazdan gelirdi. O sadece şunu bilirdi: “Bu çocuk benim mucizem. Ben onu selden kurtardım, o da beni hayattan kurtaracak.”Deniz büyüdükçe yetenekli bir çocuk olduğu ortaya çıktı. Okulda öğretmenleri şaşırıyordu; çünkü Fatma her akşam ayaklarıyla defterleri açar, kalemi ayak parmaklarının arasına sıkıştırıp Deniz’e harf harf okuma yazma öğretirdi. Deniz 10 yaşına geldiğinde köy birincisiydi. 12 yaşında ilçede düzenlenen resim yarışmasında birinci oldu. Resimde ne mi vardı? Ayaklarıyla bir çocuğu kucağına almış, denizin ortasından çıkaran kolsuz bir kadın… Jüri ağlayarak ödülü vermişti.Lise yılları geldiğinde burs aranıyordu. Fatma utana sıkıla ilçedeki kaymakamlığa gitti. Kapıda beklerken bir adam gördü onu; gazeteciydi, Karadeniz’de insan hikayeleri topluyordu. Fatma’yı ve Deniz’i dinledi, gözleri doldu. O gün bir röportaj yaptı. Başlık şuydu: “Ayakları ile Anne Olan Kadın”.Röportaj yerel gazetede çıktı, oradan ulusal kanallara sıçradı. Bir anda Türkiye Fatma’yı ve Deniz’i konuşuyordu. Sosyal medya yıkıldı: #KolsuzAnne etiketi günlerce trend topic oldu. İnsanlar gözyaşları içinde paylaşıyordu.Ama asıl mucize bundan sonra oldu.Deniz, 17 yaşında uluslararası bir yetenek yarışmasına katıldı. Sahneye piyano çalmak için çıktı. Parçayı duyduğunuz an salon sustu. Çünkü Deniz piyano çalarken ellerini değil, ayaklarını kullanıyordu. Annesinden öğrendiği gibi… Parmak uçlarıyla değil, ayak parmaklarıyla tuşlara basıyor, sanki bir rüya gibi çalıyordu. Parçanın adı “Selden Doğan Sevgi”ydi; kendi bestesiydi.Jüri ayağa kalktı, seyirciler hıçkırıklara boğuldu. Yarışmayı kazandı. Ama daha önemlisi, o gece milyonlarca insan televizyon başında ağladı. Çünkü ekranın köşesinde Fatma Ana oturuyordu; ayaklarını göğsüne çekmiş, gözleri dolu dolu oğlunu izliyordu.Deniz ödülü aldıktan sonra mikrofonu eline aldı ve sadece şunu söyledi:“Benim annemin kolları yoktu, ama dünyanın en büyük yüreği vardı. O kollarını kaybetti belki, ama beni kazanarak onları geri aldı. Bu ödül onun. Her notada onun ayak izleri var.”O gece dünya Deniz’i alkışladı, ama aslında Fat franchiseı alkışlıyordu.Bugün Deniz 27 yaşında. Dünyaca ünlü bir piyanist. Her konserinde sahneye annesini de çıkarıyor. Fatma Ana artık tekerlekli sandalyede; yaşlandı, ayakları da yoruldu. Ama oğlunun kucağında, başı dimdik. Konser bitince Deniz seyircilere dönüp aynı cümleyi söylüyor:“Annem selin içinden beni çıkardı. Ben de onu dünyanın en yüksek sahnesine çıkardım. Çünkü sevgi böyle bir şey… Eksik sandığın yerde tamamlıyor insanı.”Ve salon her seferinde gözyaşına boğuluyor.İşte bu yüzden diyoruz ya:
Bazen kolları olmayan bir anne, bir çocuğu kucaklayacak en güçlü kollara sahip olur.Fatma Ana ve Deniz’in hikayesi burada bitmedi. Devam ediyor. Her piyano tuşunda, her alkışta, her damla gözyaşında…Çünkü sevgi, kollarla değil, yürekle taşınır.
Ve o yürek bir kere selden geçmişse, hiçbir şey onu durduramaz.