“Mahalledeki yaşlı insanların evlerinde küçük tamirat işleri yapıyoruz. Ampul değiştiriyoruz, muslukları sıkıyoruz, rafları onarıyoruz… Öğretmenimiz başlatmıştı.”
Birkaç saniye konuşamadım. “Peki baban…?”
“Babam bunu biliyor.”
Şimdi her şey daha da karmaşık görünüyordu. “Öyleyse neden numaranı ‘Tesisatçı’ diye kaydetti?”
Zeynep’in sesi bu sefer daha kırılgandı. “Çünkü senin endişeleneceğini düşündük. Babam bazen beni almaya geliyor ya… komşular görür diye insanların yanlış anlamasını istemedi.”
İçimde bir şeyler yavaş yavaş yerine oturmaya başladı. “Gece aramamızın sebebi de bazen acil yardım isteyen yaşlılar oluyor. Su borusu patlayan, kapısı sıkışan… Babam arabayla beni götürüyor. Beraber yardımcı oluyoruz.”
O an zihnimdeki bütün karanlık düşünceler bir anda dağıldı. Yavaşça koltuğa oturdum. Gözlerim dolmuştu. Ben günlerdir içimi kemiren şüphelerle mücadele ederken… kızım ve eşim sessizce insanlara yardım ediyormuş.
“Anne…” dedi Zeynep. “Evet?”
“Bize kızdın mı?”
Gözyaşlarımı sildim. “Hayır,” dedim. “Tam tersine… sizinle gurur duydum.”
Karşı tarafta hafif bir nefes sesi duydum. Sanki içindeki büyük bir yük kalkmıştı. “Yarın sana her şeyi göstermek istiyoruz,” dedi. “Projeyi… yardım ettiğimiz insanları.”
Gülümsedim. “Ben de gelmek istiyorum.”
Telefonu kapattığımda saat 01.12 olmuştu. Yatak odasına gittim. Eşim hâlâ uyuyordu. Yüzünde huzurlu bir ifade vardı. Bir süre onu izledim. Sonra yanına uzandım.
O gece şunu anladım: Bazen insanın en büyük korkuları aslında gerçeğin gölgesinden başka bir şey değildir. Ve bazen bir telefon araması, insanın kalbindeki şüpheyi değil… gururu ortaya çıkarır.