Bu süreçte elbette boş durmadım. Gözü kara, acımasız ve son derece zeki bir boşanma avukatıyla anlaştım; Tarık. Tarık ile özel bir dedektif ordusu kurduk. Selim'in benim şirketimden ve ortak hesaplarımızdan hortumladığı milyonların izini, Aylin'in "Ceren" adıyla açtığı yurt dışı hesaplarına kadar sürdük. On yıl önceki kazanın sahte polis raporlarını, morgdaki rüşvet çarkını, kimsesizler mezarlığından alınıp kardeşimin yerine gömülen o bedenin ardındaki korkunç cinayeti... Her şeyi, ama her şeyi en ince ayrıntısına kadar delillendirdik. Aylin yasal olarak ölüydü ama Selim'in gizli metresi olarak benim paramla saltanat sürüyordu. Artık ağı kapatma vakti gelmişti.
Final perdesini açmak için kardeşimin "ölüm" yıldönümünü seçtim. Selim yine o bilindik yalanla, kapıya yöneldi. Ceketinin yakasını düzelttim, gözlerinin içine bakarak sadece gülümsedim. "Dikkatli ol sevgilim, bu geceyi asla unutamayacaksın" dedim.
Birkaç saat sonra, Tarık ile birlikte ofiste kameradan onların yazlığa gelişini izliyorduk. Şömineyi yakmışlar, şaraplarını yudumluyorlardı. Aylin'in üzerinde benim yıllar önce aldığım pahalı ipek sabahlık vardı.
Tam o an, düğmeye bastık.
Önce Selim'in telefonuna üst üste mesajlar düştü. Ortak şirketimizdeki tüm yetkilerinin alındığını, şahsi hesaplarının bloke edildiğini bildiren banka ve noter uyarılarıydı bunlar. Selim'in yüzündeki o şımarık rahatlama ifadesi yerini dehşete bırakırken, ikinci mesajı bizzat ben attım. Kamera görüntüsünden saniyeler önce alınmış, şömine başında sevişirken çekilmiş bir fotoğraf ve altına şu not: "Onuncu ölüm yıldönümün kutlu olsun canım kardeşim. Cehennem sandığından daha sıcak olacak."
Selim mesajı okuduğu an rengi kireç gibi oldu, telefonu elinden düşürdü. Aylin çığlık atarak ayağa fırladı. Panikle etraflarına bakınıyorlardı ki, yazlığın etrafını saran polis sirenlerinin sesi gecenin karanlığını yırttı. Tarık ile hazırladığımız dosya öylesine ağırdı ki; nitelikli dolandırıcılık, evrakta sahtecilik, zimmete para geçirme ve cinayete örtbas suçlarından haklarında anında yakalama kararı çıkartılmıştı. Polisler kapıyı kırıp içeri girerken, ekrandan onların yüzündeki o çaresiz, sefil ve yıkılmış ifadeyi izledim. Yıllarca arkalarından ağladığım bu iki şeytan, şimdi ters kelepçeyle polis arabasına sürükleniyordu. Tableti sakince kapattım. İçimdeki tüm zehir akıp gitmişti.
Aradan dört yıl geçti. Mahkemeler, "Ölü Gelin Skandalı" manşetleri, Selim'in paramparça olan itibarı... Her şey tam da planladığımız gibi kusursuz işledi. İkisi de bir ömür boyu çıkamayacakları kadar ağır hapis cezaları aldılar. Benden çaldıkları her kuruşu, onurlarını ve hayatlarını ellerinden aldım.
Şimdi... Ege'nin masmavi sularına bakan, geçmişin karanlığından tamamen uzak, aydınlık ve huzur dolu yepyeni bir evin balkonundayım. Elimdeki kahve fincanından yükselen dumanı izlerken, arkamdaki sürgülü cam kapının açılma sesiyle gülümsedim.
Adımları tanıdıktı. Yavaş, son derece güven verici ve şefkatli. Belime dolanan güçlü kolların sıcaklığı, ruhumdaki son soğukluğu da söküp attı. Omzuma kondurulan hafif bir öpücüğün ardından, o derin ve sakin ses kulağıma fısıldadı:
"Kahveni soğutuyorsun hayatım, hadi içeri geçelim."
Gülümseyerek başımı arkaya, onun göğsüne yasladım. Yüzümü ona çevirdiğimde, gözlerindeki o saf sevgiyi gördüm. O kabus dolu günlerde, adliye koridorlarında intikamımı ilmek ilmek dokurken yanımda kale gibi duran, yıkıntıların arasından ayağa kalkmama yardım eden adamdı o. Tarık. Benim zeki avukatım, kurtarıcım ve şimdi... Yeni kocam. Onun gözlerine bakarken, artık geçmişin hiçbir hayaletinin bize dokunamayacağını biliyordum. En büyük intikam onları yok etmekti, evet; ama en güzel zafer, onların enkazı üzerinde dünyanın en mutlu kadını olabilmekti.