
Aylarca sakladığım şarap.
“On yıl geçse de seni yine seçerdim,” diyeceğim bir konuşma.
Yarım saniye baktım.
Sonra bir telefon açtım.
Ne arkadaşımı,
Ne kız kardeşimi…
Selim’in asla beklemeyeceği kişiyi aradım.
Koridora döndüğümde hâlâ konuşuyordu.
Bahaneler.
Özürler.
Boş sözler.
“Üzerini giy,” dedim sakince.
“Misafirlerimiz geliyor.”
Tam o anda bir araba sesi duyuldu.
Selim dondu.
Kulağına eğildim ve fısıldadım:
“Mutlu yıl dönümleri.”
Kapı açıldı.
İlk giren, Selim’in iş ortağı ve en yakın arkadaşıydı.
Arkasında ise elinde evrak çantası olan bir kadın vardı.
Avukat.
Selim’in yüzü bembeyaz oldu.
“Artık saf değilim,” dedim.
Odada kimse konuşmadı.
Dağınık yatak.
Yarı çıplak kadın.
Ve yalanlarıyla yakalanmış bir adam.
İş ortağı sadece şunu söyledi:
“Demek doğruymuş.”
Avukat çantayı açtı.
“Burada bulunma sebebimiz sadece aldatma değil,” dedi.
“Dolandırıcılık. Şirket fonlarının kötüye kullanımı. Sözleşme ihlali.”
Her şey o anda çöktü.
Selim sadece beni aldatmamıştı.
Bizi de soymuştu.
Aylarca hissettiğim ama adını koyamadığım her şey belgelenmişti.
Ve o gece, Selim dizlerinin üzerine çöktü.
Beni sevdiği için değil.
Hayatının bittiğini anladığı için.
İntikam bir öfke patlaması değildi.
Aylar süren sessiz bir hazırlıktı.
Belgeler konuştu.
Ben sustum.
Ertesi gün yönetim kurulunda Selim görevden alındı.
Yetkileri iptal edildi.
Soruşturmalar başladı.
Ve zamanla…
İnsanlar aramayı bıraktı.
Kapılar kapandı.
Davetler kesildi.
Çünkü bazı erkekler suçlanmaktan değil, önemsizleşmekten korkar.
Aylar sonra kapımı çaldığında artık küçülmüştü.
“Baştan başlayabilir miyiz?” dedi.
Gülümsedim.
“Hayır,” dedim.
“Artık seni kurtarmıyorum.”
Kapıyı kapattım.
Benim sonum gürültülü olmadı.
Sessizdi.
Ama sağlamdı.
Ve şunu öğrendim:
Sevgi, saygısızlığa katlanmak değildir.
Affetmek, kapanış için şart değildir.
Bazen en büyük intikam,
artık izlemek zorunda olmadığını fark etmektir.
Ve çekip gitmektir.