Guzelsozler.com
  • Son Eklenen Sözler
  • Memleket Sözleri
  • Whatsapp
  • Genel
  • Foto Galeri
  • İletişim
  • Gizlilik Politikası
  • Hakkımızda

Kategoriler

Haber Kategorileri

  • Dini Sözler
  • Foto Galeri
  • Genel
  • Memleket Sözleri
  • Son Eklenen Sözler
  • Spor Sözleri
  • Whatsapp

Galeri Kategorileri

  • Galeri kategorisi yok

Kocamdan miras kalan parayla deniz kenarından ev aldım, sonunda biraz huzur bulacağıma inanıyordum. Sonra telefon çaldı. “Anne, bu yaz hepimiz geliyoruz… ama sen arka odada kalabilirsin,” dedi oğlum

Yazar: • 06.02.2026 02:55

O gece uyuyamadım. Çocukluğumun sahneleri birer birer geldi: Annemin evinde, “Misafir odasına girme,” demesi; genç kızken, “Büyüklere karşı gelinmez,” diye susturulmam; evlendiğimde, “Kocanın huzuru önemli,” diye öğütlenmem. Sonra eşim öldüğünde, herkesin bana söylediği aynı cümle: “Çocukların var, yalnız değilsin.” Yalnız değildim belki ama kendim de değildim.

Sabah, güneş daha doğmadan kalktım. Sahile indim. Deniz soğuktu, hava hafif rüzgârlı. Yürürken ayaklarım ıslak kuma gömülüyor, her adımım biraz daha ağırlaşıyor ama içimde garip bir açıklık oluşuyordu. Kıyıda yaşlı bir adam oltasını hazırlıyordu. Beni görünce başıyla selam verdi.

“Erken kalkmışsın,” dedi.

“Uyuyamadım,” dedim.

“Deniz uyutur bazen. Bazen de uyandırır.”

Gülümsedim. “Ben galiba uyandırılmaya gelmişim,” dedim, kendi sesime kendim şaşırarak.

Eve döndüğümde kararım vardı. Bu karar bir öfke patlaması değildi; daha çok yıllardır içimde biriken sessizliğin nihayet kendine bir kapı bulmasıydı. Salonun ortasında durdum, duvarlara, pencerelere, denize bakan balkona baktım. Burası bir “tatil evi” değildi. Burası, benim hayatımın ikinci kez başladığı yerdi. Kimse onu benim elimden, “mantıklı” cümlelerle alamazdı.

Telefonu aldım, oğlumu aradım. Açtı.

“Anne?”

“Seni dinledim,” dedim. “Şimdi sen de beni dinle.”

“Tamam…”

“Bu ev benim evim. Siz elbette geleceksiniz, ama buranın kuralları var. Kimse bana ‘arka odada kalabilirsin’ demez. Ben arka odaya geçmek istiyorsam geçerim. İstemiyorsam geçmem.”

Bir sessizlik oldu. O sessizlikte oğlumun nefesi bile değişti sanki.

“Anne, abartıyorsun. Biz aileyiz.”

“Aileyiz,” dedim, “ama aile olmak birinin evini elinden almak değil. Eğer birlikte olmak istiyorsanız, benimle birlikte olmayı öğreneceksiniz.”

“Peki ne istiyorsun?” dedi, sesi sertleşerek.

“İstediğim çok basit,” dedim. “Benim odam benim odam. Geliyorsanız, arka odada siz kalırsınız, salonu düzenleriz, ya da yakınlarda bir yer kiralarsınız. Buraya otel gibi gelip ben hizmetçi gibi arka odaya çekilmeyeceğim.”

“Çocuklar ne olacak?”

“Çocuklar da bir şeyler öğrenebilir,” dedim. “Paylaşmayı, saygı duymayı, sınırları.”

“Anne…” diye başladı, ama bu sefer o “anne”nin içinde azıcık şaşkınlık vardı.

“Bir şey daha var,” dedim. Sesim titremedi. “Bana bu şekilde konuşursanız gelmeyin. Kapım açık, ama saygı şart.”

Telefonun öbür ucunda yine sessizlik. Sonra oğlum, beklemediğim bir tonda, yumuşayarak konuştu: “Sen… gerçekten çok kırılmışsın.”

Kırılmıştım. Ama kırılmanın dışında başka bir şey daha vardı: Kendime doğru büyüyen bir cesaret.

“Evet,” dedim. “Ve kırıldığım yerde yeni bir şey inşa ediyorum.”

Oğlum bir süre sustu. Sonra “Tamam,” dedi, kısa ama ağır bir kelimeyle. “Eşimle konuşayım. Belki küçük bir pansiyon ayarlarız… Ya da… neyse, bir yol buluruz.”

Kapattığımda ellerim titredi. Bir savaş kazanmış gibi değil; yıllardır taşıdığım bir yükü yere bırakmış gibi hissettim. Ama iş bitmemişti. Çünkü oğlum tek değildi. Ablam, yengem, halam… hepsinin dili “biz” diye başlar, benim hayatım “biz”in içinde kaybolurdu.

Öğleden sonra kapı çaldı. Komşu kadın, bahçeden topladığı taze nanelerle gelmiş. “Hoş geldin,” dedi, yüzü sıcaktı. “Yeni taşındın ya, bir şeye ihtiyacın olursa…”

Naneleri alırken boğazım düğümlendi. “Teşekkür ederim,” dedim. Bir an durup ekledim: “Bir şeye ihtiyacım var aslında.”

“Ne?”

“Bazen,” dedim, gülerek ama gözlerim dolarak, “insanın birine ‘hayır’ demeyi öğrenmesi gerekiyor.”

Komşu kadın bir an baktı, sonra başını salladı. “Deniz kenarı bunu öğretir,” dedi. “Dalgalar bile sınır çizer.”

Bu söz, sabah oltalı adamın sözleriyle birleşti. Deniz uyandırıyordu beni. Evin içinde dolaştım. Arka oda… küçük, sade. Ön oda… denize bakan, ışıklı. Yatak odasının kapısını açtım. Perdeleri araladım. Deniz, camın ardında geniş ve sakindi.

O akşam oğlumdan mesaj geldi: “Anne, haklısın. Biz fark etmeden seni sıkıştırmışız. Özür dilerim. Bu yaz gelirsek, senin düzenine göre geliriz. İstersen sadece ben gelip önce konuşayım.”

Mesajı okurken gözlerim doldu. Bir “özür” kelimesi, bazen insanın içindeki çocukla barışması gibi. Ama asıl mesele oğlumun özrü değildi; asıl mesele benim kendime verdiğim izindi.

Balkona çıktım. Deniz kokusu içime doldu. Uzakta bir balıkçı teknesi, suyun üzerinde ağır ağır ilerliyordu. Gökyüzü turuncuya dönüyordu. İçimde uzun zamandır ilk kez, “Ben buradayım,” diyen bir ses yükseldi.

O an anladım: Huzur, kimse gelmediğinde değil; gelenlere rağmen kendin kalabildiğinde başlıyordu. Bu evin duvarları, benim suskunluğumu değil, sesimi taşıyacaktı artık. Yaz kalabalık olabilirdi. Çocuklar koşabilir, kahkahalar yükselirdi. Ama benim yerim arka oda değildi. Benim yerim, kendi hayatımın tam ortasıydı.

Ve deniz, her dalgada bunu tekrar tekrar fısıldıyordu: “Sınır çiz. Kendini seç. Huzur, seçtiğin yerde büyür.”

← Önceki
2 / 2
Sonraki →

© 2026 Guzelsozler.com. Tüm hakları saklıdır.

Oluşturma: Wordpress