Bir adam yalan söyledi.
Bir kadın inanmak istedi.
Ve gerçek, bir otel odasının kapısında bütün çıplaklığıyla ortaya çıktı.
Murat, yılın son haftasına iki gün kala “acil bir iş seyahati” diyerek evden ayrıldığında, içimde bir huzursuzluk vardı ama adını koyamamıştım. Üç yıllık evliliğimiz boyunca bana hiç böyle hissettirmemişti. Her zaman planlıydı, mantıklıydı, sözünün arkasında dururdu. O yüzden sorgulamadım. Ya da daha doğrusu, sorgulamak istemedim.
Ta ki o telefon konuşmasına kadar.
Sesindeki gerginlik, arka plandaki kahkahalar, tabağın çatalın birbirine çarpma sesi… Hepsi bir araya geldiğinde zihnimde tek bir cümle belirdi: Yalan söylüyor.
Sonra akıllı bilekliğim geldi aklıma. Arabasında unutmuştum. Uygulamayı açtığımda gördüğüm konum, içimdeki şüpheyi gerçeğe dönüştürdü. Murat Ankara’da değildi. Şehrin çıkışındaki bir oteldeydi.
İşte o anda ağlamadım. Çünkü bazı gerçekler gözyaşıyla değil, sessizlikle karşılanır.
Otele gidişimi hâlâ net hatırlıyorum. Direksiyonu ne kadar sıktığımı, kalbimin nasıl attığını, zihnimden geçen binlerce düşünceyi… Ama garip bir şekilde içimde bir netlik vardı. Artık bilmemezlik yapmayacaktım.
Resepsiyonda adını söylediğimde görevlinin kısa tereddüdü, her şeyi anlatıyordu. Anahtarı aldım. Asansörde aynaya baktım. Kendimi tanıyamadım. O güne kadar bir “eş”tim. O an, sadece bir kadındım. Gerçeğin peşinde bir kadın.
Kapıyı açtığımda gördüklerim, hayal gücümden bile acıydı.
Murat yataktaydı. Gömleği yarı açık, yüzü kızarmıştı. Bana baktığında gözlerindeki şaşkınlık, suçlulukla karışık bir korkuydu. Banyodan çıkan kadın ise gençti. Üzerinde Murat’ın gömleği vardı. O gömlek… Benim ütülediğim gömlek.
İşte o an içimde bir şey tamamen öldü.
Bağırmadım. Ağlamadım. Sadece sordum:
“Bu mu iş seyahatin?”
Murat konuşmaya çalıştı. “Bir hata” dedi. “Anlamı yok” dedi. “Bitti” dedi.
Ama bazı şeyler bir kez görüldüğünde, artık bitmez. Sadece şekil değiştirir.
O otel odasından çıktığımda evliliğim bitmişti. Ama hayatım henüz bitmemişti. Ve ben bunu Murat’a da gösterecektim devamı sonrki syfda...