Ertesi gün banka müdürüyle yüz yüze görüştüm. Murat, hesabın tamamını çekememişti. Çekmeye çalıştığı miktar sistem tarafından bloke edilmişti. Ayrıca evdeki eşyaların çoğu için kredi çekilmişti ve krediler hâlâ onun üzerineydi. Yani sattığı ya da götürdüğü her şey, hukuken onun borcuydu.
Birkaç gün sonra Murat tekrar aradı. Bu kez sesi daha bitkindi.
“Otel rezervasyonu iptal edildi,” dedi. “Kartlar kapalı. Hesapta bloke var. Avukatın beni aradı.”
“Evet,” dedim. “Boşanma davası açtım. Ayrıca evdeki eşyalar için zimmet ve haksız kazanç başvurusu da yapıldı.”
“Bunu bana yapamazsın.”
“Yanılıyorsun,” dedim. “Bunu kendine sen yaptın.”
Aradan haftalar geçti. Murat’ın Bodrum tatili kısa sürdü. Metresi, parasız romantizmin sandığı kadar eğlenceli olmadığını fark etmiş olmalı ki sosyal medyadan tüm fotoğraflar silindi. Murat ise ailesinin evine dönmek zorunda kaldı.
Mahkeme süreci hızlı ilerledi. Ev benim üzerimeydi; çünkü peşinatı ben ödemiştim. Ortak hesaptaki para büyük ölçüde bana iade edildi. Ayrıca Murat’ın habersiz yaptığı para transferleri kayıt altındaydı.
Son duruşmadan çıktığım gün hava açıktı. Gökyüzü berraktı; tıpkı içim gibi.
Eve döndüm. Boş duvarlara baktım. Eskiden o duvarlar bana kayıp gibi görünüyordu. Şimdi ise başlangıç gibiydi.
Telefonuma bir mesaj düştü. Murat’tan değildi. Bankadan gelen onay mesajıydı: bloke edilen tutar hesabıma aktarılmıştı.
Gülümsedim.
Bazen bir insan sizi yarı yolda bırakır. Ama o yolun geri kalanı size aittir.
Murat mutluluğu seçtiğini sanmıştı. Oysa sadece sorumsuzluğu seçmişti. Ben ise kendimi seçtim.
Ve ilk kez, gerçekten özgürdüm.