
Üç gün sonra…
Instagram hâlâ düğün fotoğraflarıyla doluydu. Leyla beyaz elbisesiyle gülümsüyor, Serkan sanki bir zafer kazanmış gibi poz veriyordu. “Balayı” etiketiyle paylaşılan fotoğraflara bakarken tek bir şeyi fark ettim:
Hiçbiri evden paylaşım yapmıyordu.
Çünkü artık o ev onların değildi.
Ev, piyasa değerinin biraz altında ama aynı gün satılmıştı. Yeni sahibi taşınmak için acele ediyordu. Ben de bunu özellikle istemiştim.
O gün, site yönetimine kısa bir mail attım:
“Benim iznim olmadan Serkan Yılmaz isimli şahıs siteye alınmayacaktır. Anahtarlar iptal edilmiştir.”
Ve bekledim.
Serkan ve Leyla “balayı”ndan döndüklerinde havaalanından doğrudan eve gelmişlerdi. Taksi site kapısında durduğunda Serkan’ın hâlâ her şeyin kontrolünde olduğunu sandığını biliyorum.
Ama kapı açılmadı.
Güvenlik görevlisi onları tanımıyordu.
Serkan önce sinirlendi, sonra bağırdı, sonra kartını uzattı.
Kart çalışmadı.
Sonunda görevli, tabletinden kayıtlara baktı ve şu cümleyi kurdu:
“Bu ev üç gün önce satıldı. Ayşe Hanım artık burada ikamet etmiyor.”
Leyla’nın yüzü o an bembeyaz oldu.
Serkan telefonu eline aldı, beni aradı.
Açmadım.
Mesaj attı.
Cevap vermedim.
Çünkü artık konuşma sırası bende değildi.
Ertesi sabah, Serkan’ın şirketine gittiğini öğrendim. Benim kurduğum, onun “genel müdür” diye gezindiği şirkete.
Ama orada da kapılar yüzüne kapandı.
Çünkü bir hafta önce, henüz o hiçbir şeyden habersizken, yönetim kurulunu toplamıştım. Serkan’ın yetkileri askıya alınmıştı. “Güven ihlali” gerekçesiyle.
Leyla’nın şirket içi ilişkisi de belgelenmişti.
İnsan Kaynakları kararını çoktan vermişti.
İkisi de işsizdi.
Bir hafta sonra boşanma dilekçesini gönderdim.
Serkan’ın avukatı beni aradı.
“Uzlaşma istiyoruz,” dedi.
“Hamile bir kadın var. Ortada bir aile kuruluyor.”
Sadece güldüm.
“Benim yıllarımı, emeğimi, paramı çalarken bunu düşünmediniz,” dedim.
“Şimdi sonuçlarına katlanacaksınız.”
Mahkemede her şey netti.
Ev benimdi.
Şirket benimdi.
Hesaplar benimdi.
Serkan’ın talep edebileceği hiçbir şey yoktu.
Aylar geçti.
Bir gün, eski bir numaradan mesaj geldi.
Leyla’ydı.
“Serkan beni terk etti. Ailesi yüzüme bakmıyor. Hiçbir şeyimiz yok. Ben… yanılmışım.”
Telefonu kapattım.
Çünkü bu hikâyede artık kurtarılacak kimse yoktu.
Bir yıl sonra…
Yeni bir evdeyim. Daha küçük ama tamamen bana ait. Şirketim büyüdü. Hayatımda ilk kez kimseye bir şey kanıtlamak zorunda değilim.
Bazen aynaya baktığımda o Instagram fotoğrafını hatırlıyorum.
Ve gülümsüyorum.
Çünkü o gün kaybettiğimi sandığım her şey, aslında beni özgürleştiren şeymiş.
Ve Serkan mı?
O hâlâ kapalı kapıların önünde bekliyor.
Ben ise…
Anahtarları çoktan cebime koydum.
Son.