Kocam altı yıldır komadaydı. O kazadan sonra hayatımız bir daha hiç eskisi gibi olmamıştı. Günlerimiz ilaç saatlerine, doktor kontrollerine ve makinelerin tekdüze seslerine bağlıydı. Evimiz artık bir yuva değil, küçük bir hastane odası gibiydi. Perdeler hep yarı aralıktı, odada sürekli antiseptik kokusu vardı ve her şey steril, düzenli, soğuktu.
Her akşam güneş batarken yatak odamızın penceresinden içeri kızıl bir ışık süzülürdü. O ışık, her gün titizlikle değiştirdiğim bembeyaz çarşafların üzerine düşerdi. Mehmet yatağında hareketsiz yatardı; gözleri kapalı, yüzü sakin ama ifadesizdi. Göğsü, bağlı olduğu cihazın ritmine uygun şekilde yavaşça inip kalkardı. Yanına yaklaşıp alnına düşen saç telini düzelttiğimde, bir anlığına eski günleri hatırlardım. Yüksek sesle gülen, kahvaltıda şarkı söyleyen, hayat dolu o adamı…
Ama o akşam bir şey farklıydı.
Yatağa yaklaştığımda, alışık olduğum ilaç ve sabun kokusunun arasına karışmış yabancı bir koku aldım. Keskin, odunsu notalara sahip ağır bir erkek parfümü… Ardından çok hafif ama belirgin bir sigara dumanı izi. Kalbim sıkıştı. Bu evde yıllardır kimse sigara içmemişti.
Şüpheyle çekmeceyi açtım. İç çamaşırlarının arasında bordo renkli, pahalı bir markaya ait yepyeni erkek boxer’lar vardı. Dokusu yumuşak, seçimi özenliydi. Bunları ben almamıştım. Mehmet altı yıldır yatağa bağlıydı; kendi başına kıpırdayamayan bir adamın böyle iç çamaşırlarına ihtiyacı olamazdı.
O an bağırıp çağırmak istedim. Bakıcıyı karşıma alıp hesap sormak istedim. Ama içimdeki başka bir ses beni durdurdu. Eğer gerçekten korktuğum şey oluyorsa, bunu kanıtlamam gerekiyordu.
Ertesi sabah iş seyahatine çıkacağımı söyledim. Küçük bir valiz hazırladım, taksi çağırdım ve bakıcıya her zamanki sakinliğimle talimatlar verdim. Mehmet’in alnına bir öpücük kondurdum. Sonra evden çıktım.
Ancak taksiciye beni iki kilometre ilerideki alışveriş merkezinin önünde indirmesini söyledim. Eşyalarımı emanet dolabına bıraktım ve arka sokaklardan yürüyerek geri döndüm. Gece çökmüştü. Hava soğuktu, sokak lambaları solgun ışıklar saçıyordu.
Evin karşısındaki çalılıkların arasına saklandım. İkinci kattaki yatak odasının perdesi hafif aralıktı. Kalbim göğsümü parçalayacak gibi atıyordu. Saatler yavaş akıyordu.
Tam gece birde, evin yan kapısı sessizce açıldı devamı icin sonrki syfaya gecinz...