Cihan elindeki fotoğrafları masaya fırlattı. "Senin peşine düştüğümde," diye devam etti Cihan, gözünü bile kırpmadan, "sadece paranın peşinde olan basit bir hırsız olduğunu düşünmüştüm. Ama sen ruhları çalan bir asalakmışsın. İlk kurbanın kız kardeşimdi. Kardeşim Elvan, senin o sahte gülüşlerine inandığında henüz yirmi dördündeydi. Tüm birikimimizi, onun hayallerini, umutlarını çaldın. Kardeşim o ihanetin yükünü taşıyamadı… Onu kaybettik."
Cihan’ın sesi ilk defa titremişti. "O günden beri, tam beş yıldır seni arıyorum. Her izini takip ettim, her yalanını çözdüm. Leyla’ya ulaştığımda her şey için çok geç kaldığımı düşünmüştüm. Ama işte buradayım. Ve bu oyunu, artık sonsuza dek bitiriyorum."
Tolga, köşeye sıkışmış bir hayvanın paniğiyle aniden masayı devirip salonun arka kapısına doğru koşmaya yeltendi. Ancak Cihan, ondan çok daha hazırlıklıydı. Saniyeler içinde atılarak Tolga'nın yakasına yapıştı ve onu yere serdi. Tam o sırada dışarıdan gelen polis sirenleri, gecenin sessizliğini ve salonun uğultusunu bastırmaya başlamıştı. Cihan, meğer her şeyi organize etmiş, suçluyu tam da herkesin önünde, en savunmasız ve kaçamayacağı anda köşeye sıkıştırmıştı.
Polisler içeri girip Tolga’nın kollarına kelepçeyi taktığında, Leyla hıçkırıklara boğularak kollarıma yığıldı. Bir anne olarak yüreğim parçalanıyordu. Kızımın hayatının en mutlu günü olması gereken o gece, devasa bir enkaza dönüşmüştü.
Ancak zaman, en büyük acıları bile sağaltan tuhaf bir ilaçmış. O gecenin üzerinden aylar geçti. İlk başlarda Leyla odasından hiç çıkmadı, insanlara olan güvenini tamamen kaybetti. Çeyizleri, o bembeyaz gelinliği kutulara kaldırıldı. Fakat yavaş yavaş, Cihan’ın o geceki sözlerini daha iyi idrak etmeye başladık: O gün dökülen o acı gözyaşları, bizi yıllarca sürecek, geri dönüşü olmayan koca bir yıkımdan kurtarmıştı.
Cihan, adaleti sağladıktan sonra zaman zaman kapımızı çaldı. Bize sadece bir gerçeği vermekle kalmamış, aynı zamanda o gerçeğin yarattığı enkazdan çıkmamız için destek de olmuştu. Hayatta her zaman koruyucu meleklerin var olabileceğini bize göstermişti.
Bugün Leyla yeniden gülümsüyor. Eski, o sahte masalın yasını tutmayı bıraktı. Kendi ayakları üzerinde duruyor, gözlerindeki o korkak bakışın yerini çelik gibi bir irade aldı. O düğün gecesi, bir son değilmiş meğer. Bazen en büyük mucizeler, kapımızı bir felaket kılığında çalar. Ve başımıza yıkıldığını sandığımız o tavan, aslında gökyüzünü yeniden görebilmemiz için kırılmış bir engelden ibarettir.