
Kızımın doğum gününde, eski kayınvalidem ona peluş bir oyuncak ayı hediye etti; kızım önce oyuncağa gerçekten çok sevindi, ama bir dakika sonra korkuyla, "Anne, bak, bu ne?" dedi.
Oyuncak ayıyı elime aldım ve hemen içinde garip ve sert bir şey hissettim. Oyuncağı dikkatlice kontrol ettikten sonra, bunun dolgu malzemesi olmadığını anladım ve hemen polisi aradım
Kızımın altıncı doğum gününü sakin ve sıcak geçirmeye çalıştım. Gereksiz gürültü veya gösteriş olmadan, sadece çocuklar, pasta, balonlar ve oturma odamızda kahkahalar. Mumları yakıyordum ki, çocukların tanıdık mırıltıları odayı doldurdu. Biri güldü, biri şeker düşürdü, kağıt parti şapkaları yana kaydı ve bu karmaşanın içinde gerçekten canlı bir şey vardı.
O anda Ayşe kapıda belirdi. Yeni oyuncak ayıyı kucaklıyor ve sadece çocuklarda bulunan türden bir samimiyetle gülümsüyordu. Ayıcık, kuryenin yeni teslim ettiği, özenle bağlanmış kurdeleli pembe bir kutunun içindeydi.
Kutunun üzerinde bir not vardı: “Doğum gününde açın.” El yazısı, emoji veya tebrik içermeyen, sert bir yazıydı. Hemen eski kocamın ailesinden olduğunu anladım. Özellikle de her zaman kontrolü seven ve hiçbir şeyi sebepsiz yere yapmayan annesinden.
Ayşe ayının pençesini sıktı ve aniden sustu. Bana bakarken sesi daha da kısıldı ve sordu:
— Anne, neden bu kadar ağır?
Oyuncak ayıcığı ellerime aldım ve aynı şeyi hissettim. Yumuşak kürkün altında, yan tarafında, yoğun ve soğuk bir şey vardı. Dolgu malzemesi değildi ve şeklin bir parçası da değildi. İçinde açıkça fazladan bir şey vardı.
İçimdeki her şey sıkıştı. Oyuncak ayıcığı yatak odasına götürdüm ve kapıyı kapattım. Oda sessizdi. Kürkü dikkatlice ayırdım ve fabrikada yapılmamış ince bir dikiş gördüm. Neredeyse görünmezdi.
Daha sert bastırdığımda, parmaklarımın altında sert bir şey hissettim. Dikişi açtım ve bembeyaz oldum. Peluş oyuncağın içinde… Hemen polisi aradım.
Dikişi araladığım anda peluşun içinden önce plastik bir poşetin hışırtısı geldi. Sonra, parmaklarım o soğuk, köşeli şeye tam denk gelince içimden bir çığlık koptu ama sesi dışarıya kaçırmadım. Poşeti çekip çıkardım. İçinde, küçük bir metal kutu vardı; eskiden fotoğraf filmi konulan kutulardan. Üzerine siyah bantla tek bir şey yazılmıştı: “AÇMA.”
Kalbim öyle sert vuruyordu ki sanki kaburgalarımın arasından odayı döve döve çıkacak. Kutuyu masanın üzerine koydum. Ellerim titriyordu, ama kafamın içinde tek bir cümle dönüp duruyordu: Bu bir dolgu değil. Bu, bir mesaj.
Dışarıdan çocukların kahkahası hâlâ geliyordu. Mumları ben yakacaktım. Pasta beni bekliyordu. Kızım, az önce “Anne bu ne?” demişti. O an anladım: Ne olursa olsun, çocukların eğlencesini bölmeyecektim. Bu korku, onların doğum gününü zehirleyemezdi.
Telefonumu çıkardım, 112’yi aradım. Sesim fısıltı kadar kısık çıktı.
— Polis… evde şüpheli bir paket buldum… Bir peluş oyuncağın içinde…
Karşı tarafta operatör sakin, sorular kısa ve keskin. Adresimi verdim. “Oyuncağı hareket ettirmeyin, kimseyi yaklaştırmayın,” dedi. “Evde herkes güvende mi?”
Gözüm kutuya kaydı. “Bilmiyorum” demek istedim, diyemedim.
— Şu an… evet. Çocuklar salonda.
— Çocukları o eşyadan uzak tutun. Kapıyı kilitleyin. Pencere açın. Birisi şüpheli bir şey gördü mü? Paket kimden?
Boğazımdaki düğümü yuttum devamı sonrki syfda...