Kızım Aslı'nın her zaman o küçücük göğsüne sığmayacak kadar kocaman bir kalbi olmuştur. Eşimi amansız bir kanserden kaybettiğimizden beri zar zor geçiniyoruz; onu kurtarabilmek için sahip olduğumuz her şeyi harcamıştık. Ama bu yıl bayram geldiğinde Aslı, harçlıklarını biriktirdiğini ve evsizler için kurabiye malzemeleri alacağını söyledi. Annesi de eskiden onlardan biriydi; Aslı'ya hamile kaldığında kendi öz ailesi tarafından acımasızca sokağa atılmıştı. Onunla tanıştığımda hiçbir şeyi yoktu ama dünyanın en güzel gülümsemesine ve en keskin zekasına sahipti. Ona âşık oldum. Onları yanıma aldım ve o andan itibaren Aslı her anlamda benim öz kızım oldu.
Bu yüzden Aslı, tıpkı annesinin bir zamanlar olduğu gibi zor durumda olanlara yardım etmek istediğinde onu durdurmadım. Üç gece boyunca okuldan ve ödevlerden sonra durmaksızın çalıştı. Annesinin eski tarifini buldu ve o küçük elleriyle hamuru açıp her birini tek tek süsleyerek tam 300 kurabiye pişirdi. Bayram günü onları evsizlere tek tek dağıttı. Gözlerinin içine bakıp bayramlarını kutladı. Kimi gülümsedi, kimi ağladı. Onu izlerken bunun hayatımın en gurur verici anı olduğunu düşündüm. Her şeyin o güzellikle bittiğini sanıyordum.
Ta ki ertesi sabah kapı çalana kadar.
Kapıyı açtığımda karşımda eski takım elbiseli, elinde çiziklerle dolu alüminyum bir evrak çantası tutan yaşlı bir adam duruyordu. Gözleri doğrudan arkamda duran Aslı'ya kilitlenmişti. Tek kelime sormadan çantayı yere koydu ve açtı. Donakaldım. İçi deste deste parayla doluydu; hayatımda hiç görmediğim kadar çok para! "Kızınızın dün ne yaptığını gördüm," dedi titreyen bir sesle. "Bütün bu parayı ona vermek istiyorum." Kalbim heyecandan yerinden fırlayacak gibi oldu. Sonra ekledi: "Ama BİR ŞARTI kabul etmeniz gerekiyor."
Göğsüm sıkıştı. "Ne şartı?" diye sorabildim. Bana doğru yaklaştı. Sesini iyice alçalttı... Ve karşılığında benden istediği o korkunç şey kanımı dondurdu!
"Şartım şu," dedi yaşlı adam, gözlerindeki o tuhaf, karanlık ifadeyle yüzüme bakarak. "Bu çantadaki yarım milyon doları alacaksın, eşyalarını toplayacaksın ve bu şehri terk edeceksin. Ama Aslı... Aslı benimle kalacak. O benim kanımdan. Yıllar önce sokağa attığım kızımın bana bıraktığı tek emanet. Onu geri almaya geldim."
Nefesim boğazımda düğümlendi. Karşımdaki bu adam, canım karımı hamileyken kışın ortasında beş parasız sokağa atan, onun yıllarca sefalet çekmesine neden olan o acımasız babaydı! Şimdi ise kibrinden hiçbir şey kaybetmemiş, parasıyla her şeyi, hatta benim kalbimde büyüttüğüm evladımı bile satın alabileceğini sanıyordu.
İçimde kabaran öfke bir volkan gibi patladı. Hiç düşünmeden ayağımı kaldırdım ve o içi para dolu alüminyum çantaya öyle sert bir tekme attım ki, çanta merdivenlerden aşağı yuvarlandı. Yüz dolarlık banknotlar rüzgârda uçuşarak bahçeye saçıldı.
"Senin o kirli parana ihtiyacımız yok!" diye kükredim. Aslı'yı arkama alarak bedenimi ona siper ettim. "Ben bu çocuğu sokakta bulmadım! Karımı o soğuk kaldırımlardan aldığım gün, ikisini de kalbime yerleştirdim. Sen, öz kızını karnında bebeğiyle sokağa attığın o gece babalık ve dedelik hakkını sonsuza dek kaybettin. Şimdi bu kapıdan defolup gitmezsen polisi ararım!"
Yaşlı adamın o kibirli duruşu, paralarının etrafa saçılmasıyla ve benim o tavizsiz öfkemle bir anda yerle bir oldu. Gözlerindeki o sert bakış silindi, dizlerinin bağı çözüldü ve kapımın eşiğine çöktü. Birdenbire hıçkırarak ağlamaya başladı. Yılların pişmanlığı, omuzlarına çöken devasa bir yük gibi onu ezmişti devamı icin diger syfaya gecinz...