— Tamam… — dedi en önde duran genç, sesi alçak ama tehdit doluydu. — Demek başka türlü anlamıyorsun.
Elini kaldırdı, yumruğunu sıktı ve yaşlı adama doğru adım attı.
Ama tam o anda…
İskelede bir gıcırtı yankılandı.
Genç adamın bastığı tahta aniden kırıldı. Dengesini kaybetti ve bağırarak suya düştü. Su bir anda sıçradı, diğer iki genç geri çekildi.
— Lan! — diye bağırdı biri. — İyi misin?!
Suda çırpınan genç panik içindeydi. Yüzmeyi biliyordu ama ayağı kırılan tahtanın arasında sıkışmıştı. Çırpındıkça daha da batıyordu.
— Çek beni! Çabuk! — diye bağırdı korkuyla.
Diğer iki genç ne yapacaklarını bilemedi. İskele zaten eskiydi, yaklaşmaya korkuyorlardı.
Tam o sırada yaşlı adam ayağa kalktı.
Sakin adımlarla ilerledi, eline uzun saplı bir kepçe aldı ve genç adama doğru uzattı.
— Tut bunu, — dedi sakin bir sesle.
Genç, panik içinde sapı yakaladı. Yaşlı adam, yaşına rağmen şaşırtıcı bir güçle onu çekmeye başladı. Birkaç saniye sonra genç sudan çıkarılmıştı.
Islak, titreyen ve korkudan yüzü bembeyaz…
Üçü de sessizdi artık.
Yaşlı adam hiçbir şey söylemeden yerine döndü, oltasını aldı ve tekrar oturdu.
Gençler birbirlerine baktı. Az önceki kibirlerinden eser yoktu.
Sonunda içlerinden biri, sesi kısık bir şekilde konuştu:
— Biz… biz özür dileriz.
Yaşlı adam başını hafifçe kaldırdı ama bir şey demedi.
Diğeri devam etti:
— Yanlış yaptık… gerçekten.
Kısa bir sessizlik oldu.
Sonra yaşlı adam derin bir nefes aldı ve yumuşak bir sesle konuştu:
— İnsan, gücünü başkalarını ezmek için kullanıyorsa… aslında en zayıf olan odur.
Gençler başlarını eğdi.
— Ama hatasını anlayan… değişebilir, — diye ekledi yaşlı adam.
O an, sabahın sessizliği geri gelmişti.
Gençler yavaşça geri çekildi. Bu sefer ne gülüyorlardı ne de konuşuyorlardı.
Sadece düşünüyorlardı.
Ve yaşlı adam, sanki hiçbir şey olmamış gibi, yeniden şamandıraya odaklandı… çünkü bazı dersler bağırarak değil, sessizlikle verilir.