
Kazaya karışmış yaşlı bir kadına yardım etmek için durmuştum; iki gün sonra annem beni aradı ve bağırarak,
“Levent! Aman Allah’ım, bana neden söylemedin?! Televizyonu aç. HEMEN!” dedi. 😲
İşten eve dönerken aklımda 14 yaşındaki kızım Buse için ne pişireceğim vardı. Üç yıl önce annesini kaybettiğinden beri hayatta sadece ikimiz kalmıştık.
Bir viraja yaklaşırken trafik yavaşladı. Başta bunun sıradan bir sıkışıklık olduğunu düşündüm, ta ki gümüş rengi bir sedanın bariyerlere çarpmış hâlini görene kadar.
Yol kenarında, altmışlı yaşlarında bir kadın, yaşadığı şokun etkisiyle enkazın yanında oturuyor, titriyordu.
Arabalar hâlâ yanımızdan hızla geçiyordu.
İçim sıkıştı ve kenara çektim.
“Hanımefendi?” dedim yavaşça yaklaşırken. “Yaralı mısınız?”
Başını kaldırdı. Gözlerinde korku ve şaşkınlık vardı.
“Arabam… kaydı… Duramadım,” dedi. Sesi titriyordu.
“Öleceğimi sandım…”
Bagajımdan acil durum battaniyesini çıkardım ve omuzlarına örttüm.
“Nefes alın,” dedim sakin bir sesle.
“Güvendesiniz. Buradayım.”
Bir anda ağlamaya başladı. Tüm bedeni titriyordu. Yanına diz çöktüm; koluma tutunmasına izin verdim. Ta ki nefesi yavaşlayıp kendine gelene kadar.
112’yi arayıp durumu bildirdim. Ambulans gelene kadar onunla birlikte bekledim. Görevliler geldiğinde sedyeye alınırken elimi tuttu.
“Teşekkür ederim,” dedi kısık ama içten bir sesle.
“Sen… hayatımı kurtardın.”
Ambulans uzaklaştıktan sonra, hâlâ adrenalinin etkisi altındayken eve, Buse’nin yanına döndüm.
O gece, akşam yemeğinden sonra telefonum çaldı. Annemdi.
“Levent! Aman Allah’ım… Bana neden söylemedin?! Televizyonu aç. HEMEN! DEDİ”