
Bıçak, aynı battaniyeden kesilmiş ince bir bebek beziyle sarılmıştı. Biri onu dikkatlice içine gizlemiş ve dikmiş, torunum için ördüğüm bir şeyi asla kesmeyeceğimi bilerek. Biri bir gün sırf atılacağını — sırla birlikte — hesaplamıştı.
O akşamı hatırladım. Tartışma. Komşular bağırma duymuşlardı. Gelinim oğlumun sarhoş olduğunu, tökezlediğini, düştüğünü söyledi. Ama oğlum içmezdi. Ve evdeki merdiven böyle hızlı bir ölüm için çok kısaydı.
Yavaşça yatağın kenarına oturdum. Ellerim titriyordu. Bıçak doğrudan cinayet silahı değildi. Bir tehdit. Veya kendini savunma girişimi.
Şimdi neden battaniyeyi öyle ani bir şekilde attığını anladım. Eski bir şeyden kurtulmuyordu. Son kanıt parçasından kurtuluyordu.
Bıçağı dikkatlice kenara koydum. Battaniyenin içine değil. Bir torbaya. Çünkü şimdi biliyordum: oğlum düşmedi. Biri ona yardım etti.