
Bağırmak veya ağlamak istedim, ama kendimi tuttum. Sadece kutuyu kapattım ve sessizce "teşekkür ederim" dedim.
Sonra anne babam bize yaklaştı. Mütevazı, sakin insanlar ki hiç çatışmalara karışmazlar. Annem kırmızı, fiyonk bağlı bir kutu tutuyordu.
— Canım, bu bizden. Sana önceden söylemedik… — annem sinirliydi ve babam onu nazikçe dirseğiyle dürttü, sanki onu rahatlatır gibi.
Kutuyu açtım — ve donakaldım.
— Anne… Baba… Ne…? Nasıl?!
Tam olarak anlamlandırmaya vakit bulamadan, kayınvalidem kıskançlık ve öfkeyle buruşmuş halde öne atıldı, kutuyu ellerimden kaptı ve neredeyse yüzünü içine soktu. Ve içindekini gördüğünde öfkeden patladı 😨😲
— Hakkınız yoktu! — diye haykırdı anne babama dönerek.
Kutunun içinde yeni bir dairenin anahtarları vardı.
— Bu sizin yeni eviniz. Hayatınıza kendi başınıza başlamayı hak ediyorsunuz, — dedi annem yumuşakça. — Üç odalı dairemizi sattık ve iki tane daha küçük daire aldık. Biri bize, biri size.
— Hakkınız yoktu! — diye tekrar haykırdı anne babama. — Onlar… bizimle yaşamalıydı! Bu yanlış! Nasıl böyle karışabiliyorsunuz?!
Oda sessizliğe gömüldü. Herkes ona bakıyordu. Annem sakin bir şekilde cevap verdi:
— Biz sadece çocuklar mutlu ve bağımsız yaşasın istiyoruz. Gerisi sizin işiniz değil.
Ve hepsi buydu. O anda kayınvalidemin maskesi tamamen düştü. Beni itaatkar bir yardımcıya dönüştürme planı bir saniyede çöktü. O kutuyu tutarak öfkeden titriyordu, ben ise hayatımda ilk kez rahatlama hissettim.
Düğünden sonra doğrudan yeni dairemize taşındık. Kayınvalidemi ziyarete davet ettim, ama o sadece şunu dedi:
— Sanki siz patronlarmışım gibi size gelmeyeceğim.
Hâlâ konuşmuyoruz. Ve dürüst olmak gerekirse — pişman değilim.