Kayınvalidem, annem hastanede bilinci kapalıyken annemin antika eşyalarını kamyona yükledi — ama annemin bıraktığı sesli mesajı dinledikten sonra yüzü bembeyaz oldu.
Annem 75 yaşındaydı. Dimdik duran, kimseye muhtaç olmadan yaşayan bir kadındı. Bahçesi onun gururuydu. O sabah da her zamanki gibi güllerini budarken bir anda yere yığılmış. Komşu ambulansı aramış. Hastaneye vardığımızda doktorların yüz ifadesi her şeyi anlatıyordu.
“Kendinizi her ihtimale hazırlayın.”
O an içimde bir şey kırıldı. Kardeşim Murat’la göz göze geldik ama ikimiz de güçlü görünmeye çalıştık. Yengem Banu ise yoğun bakıma girmedi. “Ben böyle şeylere dayanamam,” dedi. O an bunu anlayışla karşılamıştım.
Meğer asıl dayanamadığı şey başka bir şeymiş.
Hemşire annemin üzerindeki çamurlu kıyafetleri değiştirmek için evden rahat şeyler getirmemizi isteyince ben arabaya atladım. Eve yaklaştığımda içime tuhaf bir huzursuzluk çöktü. Bahçede belirgin lastik izleri vardı. Kapı aralıktı.
İçeri girdiğimde kalbim duracak gibi oldu.
Salon boştu.
Annemin yıllardır gözü gibi baktığı oymalı koltuk takımı yoktu. Babamın el emeği ceviz masa ortada yoktu. Vitrindeki gümüş çay takımı da kayıptı. Ev soyulmuş gibiydi ama çekmeceler dağılmamıştı. Bu bilinçli bir boşaltmaydı.
Komşuyu aradım.
“Yengen geldi,” dedi sakin bir sesle. “Eşyaları güvenli yere taşıyacağını söyledi. Kiralık kamyonla yüklediler.”
O an mideme bir yumruk yemiş gibi oldum.
Banu’yu aradım. Açtı.
Hiç inkâr etmedi.
“Annen dönmeyecek,” dedi buz gibi bir tonla. “Bu yaştan sonra o felçten kalkamaz. Eşyalar ortada kalmasın diye ben ilgilendim. Zaten çoğunu sattım. Yıllarca o kadının kaprisini çektim. Birazı da benim hakkım.”
“Annem hâlâ yaşıyor!” diye bağırdım.
“Aslında her şey zaten bitmişti,” dedi ve telefonu kapattı.
On dakika sonra telefonum tekrar çaldı. Bu kez sesi paramparçaydı.
“Bir sesli mesaj var,” dedi hıçkırarak. “Annen bayılmadan önce bırakmış.”
Kanım çekildi.
“Ne demiş?”
“Her şeyi planlamış… Eğer doğruysa ben bittim. Lütfen dinle. Ne yapacağımı bilmiyorum.”
Hastanenin otoparkında kulaklığı taktım. Mesajı açtım.
Annemin sesi yorgundu ama netti.
“Çocuklarım… Eğer bunu dinliyorsanız, başıma bir şey gelmiş demektir. Ben aptal değilim. Son aylarda evle ilgili sorular soran, eşyaların değerini araştıran birileri var. Bu yüzden üç ay önce notere gittim. Ev, içindeki tüm eşyalar ve antikalar, kurduğum vakfa devredildi. Vakıf, kız çocuklarının eğitimine destek olacak. Satış ya da devir girişimi olursa hukuki işlem başlatılacak. Avukatımın numarası mutfaktaki çekmecede. Kimse hakkı olmayanı alamaz.”
Mesaj burada bitiyordu.
Nefes alamadım.
Annem… her şeyi biliyormuş.
Hemen eve geri döndüm. Mutfaktaki çekmecede gerçekten de bir dosya vardı. Noter onaylı belgeler, vakıf senedi, avukatın kartı devamı icin sonrki syfaya gecinz...