Kasada yaşanan küçük bir anın, bu kadar uzun bir yolculuğa dönüşeceğini o gün anlayamamıştım.
Bir paket elma, birkaç bozuk para ve kimsenin konuşmadığı o kısa sessizlik… Hepsi birkaç dakika içinde olup bitmişti. Ardından kasa yeniden çalışmış, fiş çıkmış, sıradaki müşteri öne geçmişti. Hayat devam etmişti.
Ben de öyle sanmıştım.
Kadın çıktıktan sonra arkasından bakmadım. Çocukların ayakkabılarının sesi marketin kapısından çıkarken kesildi. O anın bende kalması için bir neden yoktu. O gün, o saatte, kasada yaşanan onlarca küçük andan sadece biriydi.
Üç gün sonra, sabah vardiyasında rafları düzenlerken marketin kapısının açıldığını duydum. Ses farklıydı. Normal bir müşteri girişi gibi değildi. Başımı kaldırdığımda iki üniformalı adamı gördüm. Marketin içi bir anda sessizleşti. Kimse konuşmadı ama herkes bakıyordu.
Müdürle göz göze geldik. O da şaşkındı. Adamlar doğrudan bana yöneldi.
“Kasada çalışan siz misiniz?” dedi biri.
“Evet,” dedim.
“Geçen gün bir müşterinin alışverişinde yardımcı olmuşsunuz.”
Kalbim hızlandı. O birkaç saniyede, insanın aklına ne kadar çok ihtimal gelebiliyormuş. Yanlış mı anlaşılmıştı? Kural mı çiğnemiştim? Kasada açık mı vardı?
Müdür araya girdi.
“Kasada eksik yok,” dedi. “Kontrolleri yaptık.”
Polis memuru başını salladı.
“Bunu biliyoruz,” dedi. “Zaten bu yüzden buradayız.”
Bu cevap beni daha çok gerdi. Bizi kasanın yanına çağırdılar. Market hâlâ sessizdi. Polis memuru dosyasını açtı.
“Bu bir şikâyet değil,” dedi.
“Bir anlatım.”
“Ne anlatımı?” diye sordum.
“Bir müşteri,” dedi, “yaşadığı bir anı bizimle paylaştı. Özellikle sizinle ilgili.”
O gün kasada yaşanan sessizlik gözümün önüne geldi. Kadının yere bakan gözleri. Çocukların sustuğu o an. Ama bunun karakola kadar taşınacak bir şey olabileceğini düşünmemiştim.
Polis memuru cebinden küçük bir zarf çıkardı.
“Bunu size vermemizi istedi,” dedi.
Zarfın üzerinde adım yazıyordu. Tanımadığım bir el yazısıyla. Müdür, “Arka tarafa geç,” dedi.
Depoya girdim. Kapıyı kapattım. Bir süre zarfı açmadım. Sadece tuttum. Sonra açtım.
Mektup kısa ama yoğundu.
“Beni hatırlamayabilirsiniz,” diye başlıyordu.
“Çünkü sizin için sıradan bir andı. Ama benim için değildi.”
Okudukça boğazım düğümlendi.
“Çocuklarımın sustuğu o anı gördünüz. Benden açıklama istemediniz. Utancımı büyütmediniz. Sadece anladınız. O gün marketten sadece alışveriş yaparak çıkmadım. Birinin hâlâ insanlara baktığını gördüm.”
Mektubun sonunda bir teşekkür vardı. Bir de küçük bir not:
“Bir gün yolunuz düşerse, çay içmek için kapım açık.”
Depodan çıktığımda polis memuru hâlâ oradaydı.
“Dosyayı kapatıyoruz,” dedi. “Bilmenizi istedik.”
Market normale döndü. Müşteriler konuşmaya başladı. Ama benim için hiçbir şey eskisi gibi değildi.
O günden sonra kasada duran insanlara farklı bakmaya başladım. Kim ne bırakıyor, neden bırakıyor… Sessizlikleri duymaya başladım. İnsanların çoğu konuşmuyordu zaten. Ama çok şey söylüyorlardı...