
Kardeşim banka hesaplarımı boşalttı ve kız arkadaşıyla ortadan kayboldu. 10 yaşındaki kızım bana “Anne, merak etme. Ben hallettim,” diyene kadar kalbim paramparça olmuştu.
İki gün sonra kardeşim beni aradı, bağırarak… Benim adım Leyla. Geçen bahara kadar aile bağlarının kolay kolay kopmayacağına inanıyordum.
Ağabeyim Emre her zaman biraz sorumsuzdu ama sonuçta kardeşimdi. İşini kaybettiğini ve “hayatını yeniden düzene sokacağını” söylediğinde yardım etmekte tereddüt etmedim. Bir süreliğine evimde kalmasına izin verdim. Ortak faturaları ödeyebilsin diye onu banka hesaplarıma geçici kullanıcı olarak ekledim.
Ona güvendim.
Bu, yaptığım ilk büyük hataydı.
Bir Pazartesi sabahı bankacılık uygulamasını açtığımda göğsüm sıkıştı.
Vadesiz hesabım neredeyse sıfırlanmıştı.
Biriktirdiğim tüm tasarruflar… yoktu.
On yıldır emeğimle oluşturduğum her şey silinmişti.
Titreyen ellerle bankayı aradım. Karşımdaki görevlinin sesi hala kulaklarımda çınlıyor:
“Tüm işlemler onaylı görünüyor.”
Kim tarafından?
Emre tarafından.
Onu aradım.
Sesli mesaja düştü.
Mesaj attım.
Cevap yok.
Öğlene doğru odasına baktım. Boştu.
Kıyafetleri, dizüstü bilgisayarı, hatta yedek telefonu bile yoktu.
Kız arkadaşı Melis de ortadan kaybolmuştu.
İşte o an gerçek, yüzüme buz gibi çarptı:
Bunu planlamıştı.
Mutfak zeminine çöktüm. Saatlerce ağladım.
Kira…
Market…
Çocuğum…
Hepsi üstüme üstüme geliyordu. Kendimi aptal, kandırılmış ve tamamen yalnız hissediyordum.
O akşam, 10 yaşındaki kızım Elif, masada sessizce yanımda oturuyordu. Uzun süre beni izledi. Sonra beklemediğim bir sakinlikle konuştu:
“Anne, merak etme. Ben hallettim.”
Onu teselli etmeye çalıştığını sandım. Zoraki gülümsedim.
“Canım, bu yetişkin işi,” dedim.
Başını salladı ama gözlerini kaçırmadı.
“Biliyorum,” dedi.
“Zaten o yüzden yaptım.”
Ne sorduğumu ne duyduğumu anlayacak hâlim yoktu.
İki gün; banka formları, telefon görüşmeleri ve uykusuz gecelerle geçti.
Sonra, Çarşamba akşamı telefonum çaldı.
Ekranda tek bir isim vardı:
Emre.
Açar açmaz bağırmaya başladı…
Telefonu açar açmaz bağırmaya başladı.
“Leyla! Sen ne yaptın?!” diye kükredi. Nefesi kesik kesikti, arka planda trafik gürültüsü gibi bir uğultu vardı. “Bütün hesaplarım kilitlendi! Kartlarım çalışmıyor! Otelde rezil oldum!”
Bir an, yaşadıklarımın ağırlığıyla sesim çıkmadı. Sonra içimde bir yer, günlerdir ilk kez kıpırdadı: öfke değil… daha keskin bir şey. Sanki kalbimin kırık yerleri sertleşip zırha dönüşüyordu.
“Ben mi ne yaptım?” dedim sakin, şaşılacak kadar sakin. “Emre, benim hesabımı boşalttın. Kızımın geleceğini çaldın. Bana ‘ne yaptın’ diyorsun.”
“Kes!” diye bağırdı. “Benim hakkımdı o para! Sen yıllardır bana tepeden baktın. Bir kere de ben… ben…—” Sesi titredi. Öfkesinin altından panik sızıyordu. “Polisi karıştırmışsın! Kim şikâyet etti beni?”
Telefon elimde donup kaldı. Polisi mi…?
O an, masanın kenarında oturan Elif’i gördüm. Bacaklarını kendine çekmiş, gözlerini bana dikmişti. Yüzünde ne korku ne de şaşkınlık vardı. Sanki iki gün önce söylediği şeyi hatırlatır gibi duruyordu: Ben hallettim.
Boğazım kurudu. “Emre,” dedim, “ben polisi… karıştırmadım.”
“Yalan söyleme!” diye üsteledi. “Bankadan aradılar. ‘Şüpheli işlemler’ dediler. ‘İnceleme’ dediler. Parayı çekemiyorum! Melis ağlıyor! İkimiz de ortada kaldık! Senin yüzünden!”
Melis’in adını duyunca beynimde bir kıvılcım çaktı. Bütün bu planın iki kişilik olduğunu zaten biliyordum. Ama şu an onun ağlaması… içimde merhamet uyandırmadı. Sadece, hak edilmiş bir sonucu anımsattı devamı sonrki syfda...