Serkan, cebinden eldivenlerini çıkardı. Sonra paltosunu çıkarmaya yeltendi, ama durdu. Tereddüt etti.
O an, Emine’nin gözleri değişti. Yıllar önceki kırgınlık geri geldi.
“Yine aynı,” dedi yavaşça. “Hep yarım kalıyorsun.”
Serkan bu sözle sarsıldı. Derin bir nefes aldı. Sonra bu kez durmadı. Paltosunu çıkarıp Emine’nin omuzlarına koydu.
“Bu sefer yarım kalmayacağım,” dedi.
Kızlar babalarına baktı, sonra Emine’ye. İçlerinden biri küçük elini Emine’nin eline koydu. “Biz seni yalnız bırakmayız,” dedi.
Emine’nin gözleri doldu. Yıllardır ilk kez biri ona dokunmuştu.
Serkan dizlerinin üzerine çöktü. “Sana bunu ben yaptım,” dedi. “Gitmemeliydim. Seni bu halde bırakmamalıydım.”
Emine gözlerini kaçırdı. “Artık bunları konuşmanın ne anlamı var?”
Serkan kararlıydı. “Çünkü hâlâ düzeltebilirim.”
“Her şey düzelmez,” dedi Emine.
Serkan başını salladı. “Ama bazı şeyler baştan başlayabilir.”
Bir süre sessizlik oldu. Garın kalabalığı yine akmaya devam ediyordu ama onların etrafında sanki ayrı bir dünya oluşmuştu.
Serkan ayağa kalktı ve elini uzattı. “Gel. Önce ısınalım. Sonrasını birlikte düşünürüz.”
Emine o ele baktı. Yıllar önce tuttuğu, sonra kaybettiği o ele…
İçinde korku vardı. Ama aynı zamanda küçük bir umut da.
Kızlar ona gülümsedi.
Emine yavaşça elini uzattı.
Serkan’ın elini tuttu.
Soğuk hâlâ vardı, geçmiş hâlâ ağırdı. Ama o an, ilk kez, yalnız değildi.
Ve bazen, en karanlık yerlerde bile bir el uzanır… yeter ki tutmaya cesaretin olsun.