
Hizmetçinin mor gözünü görünce, milyonerin oğlu öyle bir sır söyledi ki, babası bile inanamadı
İzmir’in en zengin ailesi olan Kaya ailesinin muhteşem konağında, sabah güneşi mermer zeminlere bıçak gibi süzülüyordu. Konağın temizlikçisi Elmas, başörtüsünün altına sakladığı mor gözünü kimseye göstermemeye çalışıyordu. Ama 10 yaşındaki Kerem’in keskin bakışlarından hiçbir şey kaçmazdı. Elinde bir bardak sütle ona yaklaştı: “Teyze, gözün neden morarmış?” diye sordu. Elmas bir an duraksadı, yanıt vermedi. Ama Kerem fısıldayarak ekledi: “Babam yaptı değil mi? Gördüm.” O anda Elmas’ın kovası yere düştü, su mermer zeminde yayıldı. Yukarıdan, konağın sahibi Orhan Kaya merdiven korkuluğunda belirdi, onları izliyordu. Bakışları mermer kadar soğuktu. “Kerem, odana git,” dedi öyle bir sesle ki, duvarlardaki antika tablolar bile titredi. Kerem bir an duraksadı, sonra süt bardağını sımsıkı tutarak dudaklarını araladı ama konuşmadı. Elmas, yerdeki suya bakıyordu, elleri titriyordu. Oda birden buz gibi olmuştu.
Kerem omuzlarını dikleştirerek, “Gitmiyorum baba. Elmas teyzeye yardım etmek istiyorum,” dedi. Orhan merdivenleri ağır adımlarla inmeye başladı. Her adım bir uyarı gibiydi. Yerdeki kovayı görmezden geldi, oğlunun sözlerini duymamış gibi davrandı. Elmas suyu temizlemeye çalıştı ama Orhan bir el hareketiyle onu durdurdu. “Beş dakika içinde gözümün önünden kaybol,” dedi tehditkâr bir sesle. Elmas başını eğdi, ama sonra ilk kez gözlerini kaldırıp Orhan’a baktı. “Beyefendi, ben sadece…” “Sus!” diye kesti Orhan. Konağın duvarlarında yankılandı sesi. “Sus ve git. Anlamıyor musun? Burada olmamalısın.”
Elmas, Orhan’ın sert bakışları altında bir adım geri çekildi. Dizleri titriyordu ama sesini yutkunarak toparladı. “Ben… ben gidiyorum,” dedi. Kovayı almak için eğildiğinde Kerem araya girdi, küçük eliyle kovayı tutup çekti. “Hayır,” dedi kararlı bir tonla. “Ben de geliyorum.” Orhan’ın yüzünde anlık bir şaşkınlık belirdi; bu, mermerin çatlaması gibiydi—kısa sürdü ama geride bir iz bıraktı.
“Kerem,” dedi Orhan dişlerinin arasından, “bunu sonra konuşuruz.”
“Sonra değil,” diye karşılık verdi çocuk. “Şimdi.”
Elmas, çocuğun cesaretine şaşırmıştı. Gözündeki morluk sanki daha da koyulaşmıştı; yalnızca bir darbenin değil, aylarca biriktirilmiş suskunluğun rengi gibiydi. Orhan merdivenlerin dibinde durdu. Konağın geniş salonu nefesini tutmuştu sanki. Duvar saatinin tiktakları, gerilimi daha da keskinleştiriyordu.
O anda kapı zili çaldı. Ses, bir ipi keser gibi havayı yardı. Orhan irkildi. Elmas’ın kalbi göğsünde hızlandı. Kerem, fırsatı yakalamış gibi konuştu: “Baba, dün gece ofiste değildin. Seni mutfakta gördüm. Elmas teyze ağlıyordu.”
Orhan’ın yüzü kireç gibi oldu. “Yalan,” dedi ama sesi eskisi kadar güçlü değildi.
Kerem süt bardağını yere bıraktı; cam kırıldı, süt beyaz bir göl gibi yayıldı. “Yalan değil,” dedi. “Ben korktum ama saklandım. Sen ‘kimse bilmeyecek’ dedin.”
Kapı zili bir kez daha çaldı. Orhan’ın sabrı tükendi. “Açın şu kapıyı!” diye bağırdı. Hizmetkârlar uzakta, kapı aralığından bakıyor ama yaklaşmaya cesaret edemiyorlardı. Elmas, bir an için kendini toparladı. Yıllardır içine gömdüğü cümleler boğazına dizildi. “Beyefendi,” dedi, “artık susmayacağım.”
Kapı açıldı. İçeri, Orhan’ın kardeşi Zeynep girdi. Elinde telefon, yüzü solgundu. “Orhan,” dedi nefesi kesik, “polis yolda.”
Orhan öfkeyle ona döndü. “Ne saçmalıyorsun?”
Zeynep telefonu kaldırdı. “Kerem dün gece bana mesaj attı. Fotoğraf attı. Morluğu.”
Elmas, başını eğdi. O fotoğrafın çekildiğini bilmiyordu. Kerem’in küçük elleri, büyük bir gerçeği taşımıştı. Orhan bir an suskun kaldı. Sonra kahkaha atar gibi yaptı ama kahkaha yarım kaldı. “Bu ev benim,” dedi. “Kimse bana—”
Kapı yeniden çaldı, bu kez sert ve resmi. İki polis içeri girdi. Orhan’ın bakışları bir an Elmas’la kesişti. Elmas korkuyordu ama ilk kez geri adım atmadı. “Şikâyetçiyim,” dedi net bir sesle. Kendi sesine kendisi de şaşırdı. “Tanık var.”
Kerem, Elmas’ın yanına geldi. Elini tuttu. Zeynep de onların arkasında durdu. Orhan’ın yalnızlığı, konağın büyüklüğüyle daha da belirginleşti. Mermerler soğuktu ama Elmas’ın içi ilk kez ısınmıştı devamı sonrki syfada.