
Altında kendim vardım.
Ya da bana birebir benzeyen biri.
Saçlarım. Yüzüm. Boynumdaki küçük ben. Hatta sol bileğimdeki çocukluk izim bile oradaydı. Gözleri kapalıydı. Nefes almıyordu. Ten rengi solgundu ama… gerçekti. Fazlasıyla gerçekti.
Çığlık atmak istedim ama sesim çıkmadı. Dizlerimin bağı çözüldü, yatağın kenarına tutunarak ayakta kalabildim.
“Bu… bu ben değilim,” dedim. “Bu bir oyun. Bir şaka. Hasta bir şaka.”
“Keşke öyle olsaydı,” dedi kocam arkamdan. “Ama değil.”
O an zihnim, son aylardaki her ayrıntıyı bir bir önüme koymaya başladı. Onun uzaklaşmasını. Geceleri geç gelmesini. Bana farklı bakmasını. Aynada kendime baktığımda hissettiğim o tuhaf yabancılığı. Son zamanlarda sık sık baş ağrısı çekmemi. Bazen bir gün öncesini hatırlayamamamı.
“Sen… bana ne yaptın?” diye sordum. Sesim artık titremiyordu. Korku yerini buz gibi bir netliğe bırakmıştı.
“Hiçbir şey,” dedi. “Asıl onlar yaptı.”
Bana doğru döndü, ilk kez gözlerimin içine baktı. O bakışta sevgi yoktu. Ama nefret de yoktu. Sadece yorgunluk.
“Bir deneydi,” diye devam etti. “İnsan bilincini kopyalama projesi. Onlar senin mükemmel bir aday olduğunu söylediler. Duygusal olarak dengeli, zeki, sıradan. Kimsenin fark etmeyeceği kadar sıradan.”
Gülümsedi. Acı bir gülümsemeydi.
“Ve başardılar.”
Yatakta yatan bedene baktım. Sonra kendi ellerime. Gerçek olan hangisiydi? Hatıralarım bana aitti ama… ya o da aynı hatıralara sahipse?
“Peki o kim?” dedim. “Ölen kim?”
“Orijinal olan,” dedi hiç tereddüt etmeden. “Bugün onu kapatmam gerekiyordu. Senin beklenenden erken gelmen her şeyi zorlaştırdı.”
O an anladım. Sesleri. Çıplaklığı. Korkmamasını. Hepsi bu yüzdendi. Bir ihanetin değil, bir veda anının içeri girmiştim.
“Ben… ben ne olacağım?” diye sordum.
Uzun bir sessizlik oldu. Sonra yavaşça konuştu:
“Yaşamaya devam edeceksin. Kimse farkı anlamayacak. Ben bile bazen unutuyorum.”
Ayağa kalktım. Aynaya baktım. Aynada gördüğüm yüz tanıdıktı ama artık bana ait değildi. Ya da belki ilk kez gerçekten bendim.
Kapıya doğru yürüdüm. Arkamdan seslenmedi. Durdurmadı. Çünkü biliyordu: artık geri dönüş yoktu.
Koridorda durup son bir kez arkamı döndüm.
“Beni hâlâ seviyor musun?” diye sordum.
Bir an düşündü. Sonra başını eğdi.
“Hanginizi?” dedi.
Kapıyı kapattım.
O günden sonra hayatım devam etti. İşime gittim. İnsanlarla konuştum. Gülümsedim. Kimse hiçbir şey fark etmedi. Ama geceleri, yatağa uzandığımda bazen içimde garip bir boşluk hissediyorum. Sanki birinin hayatını ödünç almışım gibi.
Belki de en korkunç şey bu değil.
En korkunç şey şu:
Artık hangimizin gerçekten yaşamak istediğini ben bile hatırlamıyorum.