
— Zaten ölüyordu! Kimse fark etmeyecekti!
Polis geldi. O gece raporlar tutuldu. Yaşlı kadın başka bir servise alındı. Hemşire sabaha kadar sorguya alındı ama kimse ona kızmadı. Aksine… teşekkür ettiler.
Ertesi gün gerçek ortaya çıktı.
Adam, yaşlı kadının uzaktan akrabasıydı. Yıllar önce yalnızlığından faydalanmış, belgeleri manipüle etmiş, evi kendi üzerine geçirmişti. Kadın son anda şüphelenmişti ama korkutulmuştu. Ziyaretler, tehditler, morluklar… hepsi bu yüzdenmiş.
Ve o bastırılmış çığlıklar… yardım çığlıklarıydı.
Bir hafta sonra hemşire 7 numaralı odaya girdi. Oda artık aydınlıktı. Cam açıktı. Yaşlı kadın pencere kenarında oturuyordu.
— Sizi görmek istiyordum, dedi gülümseyerek.
Hemşire yaklaştı.
— İyi misiniz?
Kadın başını salladı.
— İlk kez… uzun zamandır ilk kez korkmuyorum.
Elini hemşirenin elinin üzerine koydu.
— Beni kimsenin duymadığını sanıyordum. Ama sen duydun.
Hemşire boğazındaki düğümü yuttu.
— Bu benim işim, dedi sessizce.
Kadın başını salladı.
— Hayır. Bu cesaretti.
Hemşire odadan çıktığında koridor aynıydı. Işıklar, kokular, gece vardiyası… ama bir şey değişmişti.
Artık biliyordu:
Bazen en korkutucu şey karanlık değil, kimsenin bakmadığı yerdir.
Ve bazen bir hayat, yatağın altındaki bir cesaret kadar yakındır. 😢