
Ziyafet başladığında saray büyük bir sükûnet ve saygı içindeydi. Şahruh başköşede, Nimetullah Efendi ise sağ yanında oturuyordu. Sofra çeşit çeşit nimetle donatıldı. Ancak tam bu sırada ilginç bir şey oldu:
Nimetullah Efendi, önüne konan yemeklerden birine baktı, kaşığı havada asılı kaldı. Gözleri hafifçe kısıldı, yüzü ciddileşti. Bir anlık sessizlik oldu. Ardından yumuşak ama kararlı bir sesle konuştu:
“Padişahım, şu önümüzdeki yemek… Bunda bir uygunsuzluk hissediyorum. İçim daraldı. Müsaadenizle ondan yemeyeyim.”
Şahruh şaşırmıştı. Çünkü görünüşü ve kokusu itibarıyla şüpheli kap, diğerlerinden ayırt edilmezdi. Padişah merakla sordu:
“Efendi, bu yemeğin nesi seni rahatsız etti? Görmediğin bir şey mi var?”
Nimetullah Efendi tebessüm etti:
“Hayır hükümdarım, gözle görülür bir şey değil. Lakin kalbime bir sıkıntı düştü. Rabbim kalbime haramı yaklaştırmaz. Niyeti düzgün olan kula Allah bir işaret verir.”
Bu söz üzerine sofrada bulunan herkes hafifçe irkildi. Şahruh ise hâlâ ikna olmamıştı.
“Peki,” dedi Şahruh, “Kalbine düşen bu şüphe sadece bir vesvese olamaz mı?”
Nimetullah Efendi başını saygıyla eğdi:
“Eğer insan gerçekten haramdan kaçmak niyetinde ise, Allah da haramı ondan kaçırır. Vesvese değil, bir rahmettir bu…”
Bu konuşmanın ardından vezirlerden biri, padişahın daha önce verdiği gizli emrin farkında olmayan bir masum itiraf gibi konuştu:
“Padişahım, bu yemeğin hazırlanışı sırasında kaynağına dair bir tereddüt olmuştu. Mutfağa dahi sorulmuştu…”
Şahruh’un yüzü değişti. Herkes sustu.
Gerçeğin ortaya çıkmasıyla birlikte padişah derin bir nefes aldı. Başını hafifçe salladı. Gülümseyerek Nimetullah Efendi’ye döndü:
“Ey hikmet sahibi zat… Anladım ki senin sözün boş değilmiş. Harama niyet etmeyen bir kul, harama yaklaşsa bile Allah onu bir şekilde durdururmuş. Bugün bunu kendi gözlerimle gördüm.”
Nimetullah Efendi mahcup bir edayla şöyle cevap verdi:
“Padişahım, bu benim değil, Allah’ın korumasıdır. Kulun samimiyetine karşılık verilen bir lütuftur.”
O günden sonra Şahruh, yalnızca Nimetullah Efendi’nin sözüne değil, onun hikmetine ve sezgisine de daha güçlü bir inanç besledi. Sarayda, helal kazanç konusunda daha titiz davranılması için emirler verdi. Ve bu olay dilden dile yayılarak şu dersle hatırlandı:
“Kim haramdan kaçmaya niyet ederse, Allah onu haramdan uzaklaştırır. Çünkü niyet, kulun attığı ilk adımdır; geri kalan yolları ise Allah açar.”