
Hamile olduğumu öğrendiğim o an, sanki dünya başıma yıkılmıştı. Ali’nin mutluluk dolu gözlerine bakarken, içimde büyüyen suçluluk duygusu dayanılmaz bir hal almıştı. Bu çocuk kimindi? Ali’nin mi, yoksa Emre’nin mi? Bu belirsizlik, geleceğimi karanlığa sürüklüyordu. Günler geçtikçe, karnım büyümeye başladı. Ali, bana her vaktinden daha çok özen gösteriyor, bebeğimiz amacıyla hayaller kuruyordu. Onun bu masumiyeti, vicdan azabımı daha da artırıyordu. Emre ile olan ilişkimizi sonlandırmaya karar verdim. Bir akşam, Emre’yi gizlice bahçeye çağırdım. Ona hamile olduğumu, bu çocuğun kimden olduğunu bilmediğimi söyledim. Emre’nin yüzünde evvelce şaşkınlık, sonra da hiddet belirdi. “Benden bir parça taşıyorsun, öyle mi? Ve sen, o ihtiyar adamın bunu bilmesine izin mi vereceksin?” diye bağırdı. “Başka çarem yok,” dedim gözyaşları amacıylade. “Ali’yi seviyorum. Ona bu acıyı yaşatamam.” Emre, bir vakit sessiz sedasız bana baktı. Sonra, hırsla arkasını dönüp karanlığa doğru yürüdü. O günden sonra, Emre’yi bir daha görmedim. Doğum yaklaştıkça, Ali’nin heyecanı doruğa ulaşıyordu. Bebeğimiz amacıyla her şeyi hazırlamış, odasını oyuncaklarla doldurmuştu. Ben ise, her geride bıraktığımız gün daha da içime kapanıyordum. Doğum günü geldiğinde, Ali beni hastaneye götürdü. Saatler vakitn sancıların ardından, bir kız çocuğu dünyaya getirdim. Gözleri, tıpkı Emre’ninki gibi, koyu kahverengiydi. Ali, kızımızı kucağına aldığında, gözleri yaşlarla doldu. “Ne kadar da güzel,” diye fısıldadı. “Ona hayatımın anlamını verecek.” Kızımıza Elif ismini verdik. Elif büyüdükçe, Emre’ye olan benzerliği daha da belirginleşiyordu. Ali, bu benzerliği fark etmiyor gibiydi. Belki de, görmek istemiyordu. Yıllar geçti. Elif, akıllı, mutlulukli bir genç kız olmuştu. Ali, ona taptığı kadar kimseye tapmamıştı. Ben ise, her gün suçluluk duygusuyla yaşamaya devam ediyordum. Bir gün, Elif bana bir soru sordu. “Anne,” dedi, “Ben namacıyla babama benzemiyorum?” O an, hayatımın en zor anıydı. Elif’e gerçeği söylemeli miydim? Yoksa, yalan ifade ederek onu korumalı mıydım? Bu soru, yalnızca benim değil, Elif’in ve Ali’nin hayatını da edebiyete dek değiştirecekti.