
Vedat’ın boğazı kurudu. Annesi, oğlunun yüzüne hızlı hızlı bakmaya başladı.
— O imza… dedi kadın, — sadece kredi için değildi. Sen o gün, benim üzerimden şirketin bazı borçlarını da taşımıştın. Ama bunu bana söylememiştin.
Vedat sandalyeyi sertçe çekip bir adım attı.
— Ne ima ediyorsun? Saçmalama! O senin anlamadığın evrak işleriydi!
Kadın gülümsemesini korudu.
— Ben anlamıyorum sandın. Evet. Çünkü sen benim hep “evin kadını” olmamı istedin. Sessiz, minnettar, başı eğik… Ama ben sessizken bile dinlemeyi öğrendim Vedat. Sen konuşurken, ben not aldım.
Kız kardeşinin eli titredi. Telefonu tekrar kaldırdı, bu kez kamera Vedat’a dönük kaldı. Annesi ise bardağındaki suyu içmeye çalıştı ama yutkunamadı.
Kadın devam etti:
— O gün imza attığım belgelerin bir kopyasını aldım. Sonra bir avukatla görüştüm. Sonra bir mali müşavirle. Ve sonra… bir gece sen horlarken, ben bilgisayarından şirkete ait dosyaları tek tek indirdim.
Vedat’ın gözleri büyüdü.
— Sen… benim bilgisayarıma mı girdin?
— Evet, dedi kadın. — Senin “şifreni” bile benim doğum günü yapmışsın, ne kadar ironik değil mi? Beni hatırlamak için değil tabii… unutmayasın diye. Çünkü sen, her şeyi kontrol ettiğini sanıyorsun.
Vedat’ın annesi birden ayağa kalktı:
— Yeter! Ne demek istiyorsun sen? Oğlumu tehdit mi ediyorsun?
Kadın başını annesine çevirdi. O bakış, sofradaki tüm ışığı söndürmüş gibi oldu.
— Hayır, teyze. Tehdit etmiyorum. Sadece… gerçekleri söylüyorum.
Sonra tekrar Vedat’a döndü.
— Bugün buraya boşuna gelmediniz. Sen bu akşam beni küçük düşürecektin. Bütün planın buydu. Aile şahit olsun, ben “hiçbir şey” olayım, sen de yeni hayatına alkışlarla gidesin.
Vedat, kendini toparlamaya çalıştı. Alaycı bir tonla sordu:
— İyi. Diyelim ki dediğin doğru. Ne olmuş? Ne yapabilirsin?
Kadın derin bir nefes aldı. Kadehini tekrar doldurmadı; artık onun sarhoşluğa ihtiyacı yoktu. Ceketinin cebinden ince bir dosya çıkardı. Dosyayı masaya koyarken hiçbir acele yoktu. Sanki bu anı yıllardır prova etmişti.
— Şunu yapabilirim, dedi. — Yarın sabah, saat dokuzda savcılığa gidip şikâyet dilekçemi verebilirim. Şirketin hesaplarıyla ilgili belgeler… sahte faturalar… bazı kayıt dışı işlemler… bankaya gösterilen gelir tablosu ile gerçek tablo arasındaki fark… Hepsi burada.
Vedat’ın yüzü bembeyaz kesildi.
— Saçmalık! diye bağırdı. — O belgeler… onlar… İş dünyası böyle! Herkes yapıyor!
Kadın, gözlerini hiç kırpmadan konuştu:
— Herkes yakalanmıyor, Vedat. Aradaki fark o.
Annesi sandalyesine çöktü. Kız kardeşi, “Ben bir şey bilmiyorum” der gibi iki elini havaya kaldırdı.
— Vedat, dedi kadın, — sen bu akşam bana “hiçbir şey” dedin ya… O cümleyi kurduğun an, benim içimde bir kapı kapandı. Ve o kapı bir daha açılmıyor.
Vedat, bir hamle yapıp dosyayı almaya çalıştı. Kadın dosyayı çekti, elini masaya koydu.
— Dokunma, dedi. Sesi ilk kez sertleşti. — Çünkü sadece bu dosya yok. Bir kopyası avukatta. Bir kopyası da… güvendiğim bir yerde.
Vedat’ın gözlerinde korkunun o ham, çıplak hali belirdi. İnsanın kendini ilk kez kontrol edemediğini anladığı an.
— Ne istiyorsun? diye fısıldadı. — Para mı? Evi mi? Susmam için ne istiyorsun?
Kadın başını iki yana salladı.
— Susmam için değil. Yaşamak için istiyorum, dedi. — Senin gölgenin altında değil. Senin lütfunla değil.
Masaya eğildi, sözlerini tane tane seçti:
— Boşanma davasını açacaksın. Ama öyle “bana hiçbir şey ifade etmiyorsun” diye böbürlenerek değil. Benim şartlarımla. Nafaka değil, sadaka değil… Hakkım olanı.
Vedat’ın annesi araya girdi:
— Oğlumun parasını mı istiyorsun yani?
Kadın, yorgun ama net bir sesle cevap verdi:
— O parayı ben de kazandım. Ben evde otururken onun şirketinin ilk yıllarında muhasebeyi ben tuttum. Vergi dairesinde ben sıra bekledim. “Şu dosyayı da getir” diye beni koşturduğunuz günleri hatırlıyorum. Siz beni hep görünmez sandınız. Ama ben oradaydım.
Vedat’ın dudakları titredi.
— Peki… dedi. — Peki yeni kadın? Bali? Hepsi…
Kadın, ilk kez acıyan bir ifadeyle baktı ona.
— Bali’ye gidersin. Genç kadınla da gidersin. Ama şunu bil: Ben artık senin hikâyenin figüranı değilim. Kendi hikâyemin başrolüyüm.
Masadan kalktı. Pencereden dışarı bakmadı bu kez. Doğruca kapıya yürüdü. Tam çıkarken arkasını döndü; sesindeki sakinlik, salondaki herkesin üstüne kar gibi yağdı:
— Vedat… Bu akşam beni küçük düşürmek istedin ya. Başardın. Ama bir şeyi unutma: İnsan bazen en çok yere düşünce ayağa kalkmayı öğrenir.
Kapıyı açtı.
Vedat, bir an daha dayanamadı:
— Dur! diye bağırdı. — Gidersen… mahvolurum!
Kadın, kapının eşiğinde durdu. Geri dönmedi. Sadece omzunun üzerinden konuştu:
— Mahvolmak… bazen yeniden doğmaktır, Vedat.
Kapı kapandı.
Salonda kalanlar, bir süre sadece buzdolabının uğultusunu dinledi. Annesi, oğluna ilk kez gururla değil, korkuyla baktı. Kız kardeşi telefonu kapattı; ekranı karardı. Vedat ise masanın başında, az önce “hiçbir şey” dediği kadının aslında yıllardır her şeyi gördüğünü, her şeyi bildiğini ve en önemlisi… artık hiçbir şeye mecbur olmadığını anlamanın ağırlığıyla kaldı.
O gece, Vedat’ın yeni hayatı başlamadı.
O gece, kadının gerçek hayatı başladı.