Guzelsozler.com
  • Son Eklenen Sözler
  • Memleket Sözleri
  • Whatsapp
  • Genel
  • Foto Galeri
  • İletişim
  • Gizlilik Politikası
  • Hakkımızda

Kategoriler

Haber Kategorileri

  • Dini Sözler
  • Foto Galeri
  • Genel
  • Memleket Sözleri
  • Son Eklenen Sözler
  • Spor Sözleri
  • Whatsapp

Galeri Kategorileri

  • Galeri kategorisi yok
Genç Elif’in hayatındaki zorluklar

Genç Elif’in hayatındaki zorluklar

Yazar: admin • 28.12.2025 15:41

Kış, bu yıl kasabaya her zamankinden daha erken ve daha sert gelmişti. Kerpiç evin çatlaklarından sızan rüzgâr, içerideki cılız sobanın ısısını saniyeler içinde yutup gidiyordu. 22 yaşındaki Elif, ellerini ovuşturarak pencerenin önünde durmuş, dışarıdaki gri gökyüzünü izliyordu. Üniversite hayalleri, elindeki eski defterin sayfaları arasında sararıp kalalı iki yıl olmuştu. Babasının geçirdiği iş kazasından sonra evin tüm yükü omuzlarına binmiş, ancak ne annesinin gündelik temizlik işleri ne de kendisinin terzi yanındaki çıraklığı, biriken borçları ve kardeşlerinin okul masraflarını karşılamaya yetmişti.

O akşam, evin içindeki sessizlik her zamankinden daha ağır, daha boğucuydu. Sofrada sadece yarım somun ekmek ve biraz zeytin vardı. Babası Hasan Bey, gözlerini bir noktaya dikmiş, derin derin iç çekiyordu. Nihayet boğazını temizleyip konuşmaya başladığında, Elif’in hayatının geri kalanını karartacak olan o cümle döküldü ağzından:

"Selim Bey bugün yine haber göndermiş Elif..."

Elif’in elindeki lokma boğazına düğümlendi. Selim Bey, kasabanın en büyük toprak sahibi ve un fabrikasının sahibiydi. Elli beş yaşlarında, iki eşini kaybetmiş, çocukları Elif’ten büyük bir adamdı. Kasabada "merhametli" diye bilinirdi ama Elif onun bakışlarındaki o sahiplenici, o satın alan ifadeyi bir keresinde çarşıda görmüş ve ürpermişti.

"Baba, yapma..." dedi Elif fısıltıyla. Sesi titriyordu.

Annesi Meryem Hanım başını öne eğdi, ağlamamak için dudaklarını ısırıyordu. Hasan Bey, çatallı bir sesle devam etti: "Ev yanıyor kızım. Kardeşlerin aç, ev sahibi haftaya kapıya koyacak bizi. Selim Bey, 'Elif razı olursa, tüm borçlarınızı silerim, kardeşlerini okuturum, size yeni bir ev tutarım' diyor. Ben... ben bittim Elif. Seni satmıyorum ama bizi bu çukurdan sadece sen çıkarabilirsin."

O gece Elif için sabah olmadı. Pencerenin önünde oturdu; kendi geleceği ile kardeşlerinin karnı tok, sıcak bir evde uyuması arasında gidip geldi. Sabaha karşı, ruhunun bir parçasının o soğuk kerpiç odada öldüğünü hissetti. Kararını vermişti.

Hazırlıklar ve Sessiz Çığlık

Düğün hazırlıkları, Elif için bir bayram değil, bir infaz hazırlığı gibiydi. Selim Bey’in gönderdiği ipek kumaşlar, pahalı takılar ve nakit paralar, ailenin üzerindeki o kara bulutları dağıtmış gibi görünüyordu. Kardeşlerinin yüzüne renk gelmiş, babasının omuzları dikleşmişti. Ama Elif, aynaya baktığında sadece yabancı bir yüz görüyordu.

Gelinlik provasında, aynadaki beyaz hayale bakarken terzi kadın, "Çok şanslısın kızım, Selim Bey seni prensesler gibi yaşatacak," dedi. Elif cevap vermedi. Altın kolyenin boynuna takılışı, ona bir mücevher değil, ağır bir pranga gibi gelmişti. 22 yaşındaki bir genç kızın taşıması gereken tek yük kitapları veya sevdiği adamın eli olmalıydı; 55 yaşındaki bir adamın itibarını tazeleyen bir "eş" sıfatı değil.

Kına gecesinde yakılan türküler, Elif’in içindeki feryadı bastırmaya yetmiyordu. "Yüksek yüksek tepelere ev kurmasınlar..." mısraları ciğerini yakıyordu. Annesi, kızının avucuna kınayı yakarken kulağına, "Affet bizi kızım, başka yolumuz yoktu," diye fısıldadı. Elif sadece başını salladı. Gözyaşları, eline sürülen kınaya karışıp koyulaştı.

Büyük Gün: Beyaz Bir Yas

Düğün günü, kasaba meydanı davul zurna sesleriyle inliyordu. Selim Bey, siyah, parlak arabasından indiğinde üzerinde pahalı bir takım elbise, yüzünde ise zafer kazanmış bir komutanın edası vardı. Elif’in yanına geldiğinde, aradaki 33 yılın uçurumu fiziksel bir ağırlık gibi çöktü odaya. Adamın yüzündeki çizgiler, Elif’in pürüzsüz cildiyle tezat oluşturuyordu.

Selim Bey, Elif’in elini tuttuğunda genç kız irkildi ama elini çekmedi. Çekemezdi. Arkasında bıraktığı ailesinin minnet dolu bakışları, o eli orada tutan en güçlü yapıştırıcıydı. Arabaya bindiklerinde, Elif son bir kez eski evlerine, çatlağından rüzgâr giren o soğuk odaya baktı. Orada özgürdü ama açtı; şimdi ise tok olacaktı ama ruhu bir hapishaneye gömülmüştü.

Düğün salonu ışıl ışıldı. Herkes takılan takıları, masalardaki yemekleri konuşuyordu. Elif, bir vitrin mankeni gibi kendisine söyleneni yapıyor, gülümsüyor, elleri öpüyor ve tebrikleri kabul ediyordu. İçinde ise kocaman, kapkara bir boşluk vardı. Masada oturan Selim Bey, yanındaki arkadaşlarına, "Hanım daha çok genç, onu kendi zevkime göre eğiteceğim," diye övünürken Elif, masanın altındaki ellerini tırnaklarını etine geçirecek kadar sıkıyordu.

Altın Kafesin İlk Gecesi

Tören bittiğinde, Selim Bey’in kasabanın dışındaki büyük malikanesine gidildi. Ev, Elif’in hayal edemeyeceği kadar lükstü. Yerlerde el dokuması halılar, duvarlarda ağır tablolar, kristal avizeler... Ama evin her köşesinde Selim Bey’in geçmişi, ölen eşlerinin hatıraları ve adamın otoriter kokusu vardı.

Selim Bey, kapıyı kapattığında dışarıdaki tüm gürültü kesildi. Sessizlik, Elif’i boğmaya başladı. Selim Bey ona yaklaşıp elini omzuna koydu. "Bak Elif," dedi sesi yumuşamaya çalışarak, "Ailen artık güvende. Babanın ameliyatı için en iyi doktorları ayarladım. Kardeşlerini özel okula kaydettirdim. Artık tek yapman gereken iyi bir eş olmak."Elif yutkundu ve...

← Önceki
1 / 2
Sonraki →

© 2026 Guzelsozler.com. Tüm hakları saklıdır.

Oluşturma: WordPress