Birden uzaklardan başka bir ses duyuldu. İnsan sesleri. Erkek kahkahaları. Ardından metal bir şakırtı.
Silah.
Yaşlı kadın bunu hemen tanıdı. Köyde büyümüştü. Av tüfeğinin sesini çocukluğundan beri bilirdi.
Kurtların tavrı değişti. Huzursuzlandılar ama kaçmadılar. İçlerinden biri hafifçe kadının hırkasını dişleriyle çekti. Kadın sendeledi.
“Ne istiyorsun?” diye fısıldadı.
Kurt bir kez daha çekti. Bu sefer daha kararlı. Kadın içgüdüsel olarak bir adım attı. Kurt yavaşça ilerledi. Diğerleri de etrafında kalkan gibi dizildi.
İnsan sesleri yaklaşırken kurtlar kadını yönlendirmeye başladı. Onu çalılıkların arasından, eğimli bir zeminden aşağı doğru götürdüler. Kadın bastığı yerleri dikkatle yokluyor, kurtların hareketlerine uyum sağlıyordu.
Ardından patlayan bir silah sesi ormanı inletti.
Saçmalar az önce durduğu yere isabet etti. Dallar kırıldı.
Avcılar bağırıyordu: “Oradaydılar! Kaçırdık!”
Kurtlar hızlandı. Kadın neredeyse koşuyordu. Ayağı bir köke takıldı ama yanındaki kurt omzuna sürtünerek düşmesini engelledi.
Bir süre sonra hava değişti. Nem arttı. Kadın su sesini duydu. Akarsu.
Kurtlar onu suyun kenarına getirdi. İçlerinden biri hafifçe iterek dizlerinin üzerine çökmelerini sağladı. Ardından sürü bir anda suya girdi. Kadın da elleriyle yoklayarak suya adım attı.
Soğuk su dizlerine kadar çıktı. Kurtların karşı kıyıya geçtiğini, suyun içinde yürüyerek izlerini kaybettirdiklerini anladı. O da aynı yolu izledi.
Karşıya ulaştıklarında avcıların sesleri uzaklaştı. Artık onları takip edemezlerdi.
Kurtlar bir süre daha etrafında kaldı. Sanki emin olmak ister gibiydiler. İçlerinden biri burnunu kadının eline dokundurdu.
Yaşlı kadının gözlerinden yaşlar süzüldü. “Demek ki karanlıkta bile merhamet varmış,” dedi titrek bir sesle.
Sabahın ilk ışıkları hissedilmeye başladığında, uzaktan ezan sesi duyuldu. Demek ki bir yerleşim yeri yakındı. Kurtlar yavaş yavaş geri çekildi. Son bir uluma duyuldu; ne tehditkâr ne de vahşi… Daha çok bir veda gibiydi.
Yaşlı kadın bastığı zeminin sertleştiğini, toprağın yerini taşlı bir yola bıraktığını fark etti. Bir süre sonra bir traktör sesi duydu. Ardından şaşkın bir erkek sesi:
“Anne, sen burada ne yapıyorsun?”
Köylüler onu buldu. Jandarma geldi. Olanları anlattı. Gelinler kısa sürede yakalandı. Miras hırsı, onları hem vicdansız hem de suçlu yapmıştı.
Yaşlı kadın aylar sonra yine aynı evdeydi. Ama artık yalnız değildi. Köyden bir aile onunla ilgileniyor, her gün ziyaretine geliyordu. O da mal varlığının büyük kısmını ihtiyaç sahiplerine bağışladı.
“Gözlerim görmüyor olabilir,” dedi bir gün, “ama o gece anladım ki asıl körlük vicdandadır. Kurtlar değil, insanlar bazen daha vahşi olabiliyor.”
Ve ormanın karanlığında başlayan o gece, onun için bir son değil; insanlığı yeniden tanıdığı bir başlangıç olmuştu.