
Bir süre bakakaldım. Açmadım. O an bunun bir intikam olmadığını fark ettim. Sadece konuşacak gücüm yoktu. Kendimi anlatacak hâlim yoktu. Ve ilk kez, bunu kendime açıklamak zorunda hissetmedim.
Birkaç gün sonra sosyal hizmet uzmanı benimle konuştu. Sessiz bir odada oturduk. Bana seçeneklerden bahsetti. Tedavi sonrası geçici destekler, küçük bir maaş, tek kişilik bir ev için başvuru imkânı… Bunları anlatırken yüzüme baktı. “Bunlar hak,” dedi. “Lütuf değil.” O cümle içimde bir yere oturdu.
Yıllar boyunca hep birilerine ait olmuştum. Önce kocama, sonra oğluma, sonra onların evine. İlk kez, kendi başıma ayakta durabileceğim ihtimali gerçekçi görünüyordu.
Konuk evinde kaldığım süre uzadıkça, oradaki insanlarla konuşmaya başladım. Herkesin hikâyesi farklıydı ama hissettiğimiz şeyler benzerdi: Utanç, yorgunluk, terk edilmişlik. Ve yavaş yavaş, bunların yerini alan başka bir şey… Sessiz bir dayanıklılık.
Bir akşam odama çekildiğimde defter buldum. Yıllar önce yarım bırakılmış bir defterdi. İlk sayfası boştu. Oturdum ve yazmaya başladım. Önce dağınık cümleler çıktı. Sonra daha net oldu. Kapının önündeki eşyalarımı, gelinimin sözlerini, oğlumun sessizliğini yazdım. Yazdıkça hafifledim.
Ertesi gün yazdıklarımı tekrar okudum. Bunların sadece benim başıma gelmediğini fark ettim. Konuk evindeki kadınlardan biri, benzer bir hikâye anlattı. Başkası başka birini… O an, yaşadıklarımı paylaşmanın bir anlamı olabileceğini düşündüm.
Birkaç hafta sonra geçici bir eve yerleştim. Küçük bir yerdi ama bana aitti. İlk gece anahtarı kapıya taktığımda içimde tuhaf bir huzur vardı. Kimse beni istemediği için değil, kendim istediğim için oradaydım.
Oğlum tekrar aradı. Bu kez açtım. Sesini duydum ama konuşmadım. O konuştu. “Anne, işler karışıktı,” dedi. “Yanlış anladın.” Cevap vermedim. Çünkü artık her şeyi anlamak zorunda değildim.
Zamanla saçlarım yavaş yavaş çıkmaya başladı. Aynaya baktığımda hâlâ eski hâlimi görmüyordum ama bu kez bu beni korkutmuyordu. Yeni hâlime alışıyordum.
Yazmaya devam ettim. Önce kendim için. Sonra başkaları için. Bir blog açtım. İsmini bile uzun uzun düşünmedim. Sadece yaşadıklarımı, başıma gelenleri, öğrendiklerimi yazdım. Kimseye suç atmadım. Kimseyi kötülemedim. Sadece olanı anlattım.
Beklemediğim şekilde mesajlar gelmeye başladı. Benzer şeyler yaşayan kadınlar yazdı. “Yalnız olmadığımı senin yazından öğrendim,” diyenler oldu. O an anladım ki, yaşadığım acı boşa gitmemişti.
Bugün hâlâ tedavi sürecim tamamen bitmiş değil. Kontrollerim sürüyor. Hayat hâlâ kolay değil. Ama artık nerede durduğumu biliyorum. Kendi ayaklarımın üzerinde.
Yaşadıklarımı, kapının önünde başlayan o günden bugüne kadar olan her adımı, nasıl toparlandığımı ve hangi desteklerden faydalandığımı ayrıntılarıyla yazdım. Çünkü bazen insanın ihtiyacı olan tek şey, birinin “Ben de buradaydım” demesiydi.
Son