Hafifçe gülümsedi.
— Senin dayanabildiğin kadarıyım.
— Gündüzleri işteyken, sen yokken… evi ben tutuyorum.
— Peki ya bağırmalar? dedim.
Başını eğdi.
— Sessiz olursam kayboluyorum.
— Bağırınca… var oluyorum.
O an her şey yerine oturdu.
Komşunun duyduğu sesler.
Açılmayan kapı.
Televizyon olmayan bir evde yankılanan bir erkek sesi.
Hepsi bendim.
Ama ben değildim.
— Artık gitmem gerek, dedi ayağa kalkarken.
— Beni fark ettiğine göre, görevim bitti.
— Gitme, dedim istemsizce.
Durdu.
Bana döndü.
— Ben gitmiyorum, dedi yumuşak bir sesle.
— Biz birleşiyoruz.
Bir an gözlerim karardı.
Sanki uzun bir uykudan uyanır gibi…
Gözlerimi açtığımda, salondaydım.
Saat 14:03’tü.
Ev sessizdi.
Her şey yerli yerindeydi.
Kapı kilitliyken anahtar cebimdeydi.
O günden sonra komşum bir daha kapımı çalmadı.
Ne bağıran bir adamdan bahsetti…
Ne de gürültüden.
Ama ben…
Artık yardım alıyorum.
Notlar yazıyorum.
Aynalara uzun uzun bakmıyorum.
Ve her gün saat 11:20’de,
derin bir nefes alıp kendime şunu söylüyorum:
“Buradayım. Tek parça halindeyim.”
Çünkü bazen
en tehlikeli yabancı…
insanın kendisi olabiliyor.