kendisine.
— Sakin ol.
— Bugün de her şeyi kontrol edeceğiz.
— Her şey yolunda.
O an fark ettim.
Bağırmalar, komşunun duyduğu o sesler…
Bir öfke patlaması değilmiş.
Bir ritüelmiş.
Adam çekmeceleri açtı, kapattı. Eşyaları milim milim düzeltti. Kitapları hizaladı. Perdeleri kontrol etti. Kapıyı kilitledi. Sonra tekrar açtı. Yeniden kilitledi.
Her hareketi…
Benim hareketlerimdi.
Aynı titizlik.
Aynı düzen takıntısı.
Aynı fısıltılar.
Ve sonra, aynaya bakarak söylediği cümle içimi buz kesti:
— Eğer bağırırsam, gerçek olduğunu anlıyorum.
Gözlerim doldu.
Bu bir yabancı değildi.
Bu…
bendim.
Ama aynı zamanda değildi.
O an, aylar önce yaşadığım bir şeyi hatırladım.
Bir kaza.
Bir hastane odası.
Doktorun söylediği ama tam olarak dinlemediğim kelimeler…
“Dissosiyatif…”
“Stres kaynaklı…”
“Farkında olmadan…”
Adam — ya da ben — koltuğa oturdu. Ellerini başının arasına aldı.
— Bunu ona söylememeliyiz, dedi kendi kendine.
— Hazır değil.
Artık saklanamazdım.
Yavaşça yatağın altından çıktım.
Tahtalar hafifçe gıcırdadı.
Adam irkildi.
Başını kaldırdı.
Göz göze geldik.
Aynaya bakmak gibiydi.
Ama aynadaki yansıma…
Benden daha yorgundu.
— Demek sonunda gördün, dedi sakin bir sesle.
— Korkma. Ben sana zarar vermem.
Boğazım düğümlendi.
— Sen… kimsin? diye fısıldadım.devamı snrki syfda..