Dört ay önce oğlumu dünyaya getirdim. Onu babası hiç göremedi; ben beş aylık hamileyken kanser eşimi bizden aldı. O günden beri hayatım, gecenin karanlığında emzirmeler, bitmeyen bezler, süt sağma makinelerinin sesi ve aralara sıkışmış birkaç saatlik uykudan ibaret.
Geçinebilmek için her sabah gün doğmadan önce şehir merkezindeki bir ofis binasını temizliyorum. Günde dört saatlik bir iş. Kazandığım para yalnızca kiraya ve bezlere yetiyor. Ben çalışırken, eşimin annesi torununa bakıyor.
Bir sabah, temizlik vardiyamdan çıkıp eve dönerken bir ses duydum. Ne bir hayvan sesi ne de sokaktan gelen bir gürültüydü. İnce, kırılgan bir bebek ağlamasıydı. Sesi takip ettim; otobüs durağının yanındaki banka kadar.
Orada, ince bir battaniyeye sarılmış, yapayalnız bir yenidoğan vardı. Saatlerdir ağlamaktan yüzü kızarmıştı; soğuk ve açtı.
Onu kucağıma aldığımda ellerim titredi. Eve doğru koştum. Kayınvalidem beni kapıda görünce donakaldı. Nefes nefese olan biteni anlattım. Oğlumun yanına yatırdım ve ikisini birden emzirdim. Gözyaşlarım yabancı bebeğin başına damladı. Ama doğru olanı yapmak zorundaydık. Polisi aradık.
Sosyal hizmetler bebeği aldı. Ardından ben de ona bez, ıslak mendil ve sağdığım sütlerden gönderdim.
Ertesi gün telefonum çaldı. Sert ve derin bir erkek sesi konuştu:
“Lena mı? Bebeği bulan siz misiniz?”
“Evet.”
“Bugün saat 16.00’da benimle görüşmeniz gerekiyor. Adresi not alın.”
Adres mesaj olarak düştüğünde içim buz kesti. Temizlik yaptığım ofis binasının adresiydi.
Aklıma binbir soru üşüştü. Bebeği emzirdiğim için mi suçlanacaktım? Polisi hemen aramak yerine eve götürdüğüm için mi? Yoksa işim mi tehlikedeydi?
Saat tam 16.00’da bir güvenlik görevlisi beni asansöre bindirdi ve üst kata çıkardı. Girdiğim ofis deri koltuklar ve otorite kokuyordu. Kocaman bir masanın arkasında, saçları kırlaşmış bir adam oturuyordu.
Adını söylemedi. Sadece başını kaldırdı ve tek bir kelimeyle konuştu:
“—Oturun Lütfen Dedi.”
Elise—gümüş saçlı adamın ağzından ilk dökülen kelime buydu. Benim adım değil; masanın üzerindeki ince dosyanın kapağında yazan isimdi. Adam parmağıyla dosyayı kendine doğru çekti, kapağını açtı ve bakışlarını bana dikti.
“Lena,” dedi sonunda. “O bebeği neden emzirdiniz?”
Boğazım kurudu. Ellerimi dizlerimde birleştirdim. “Çünkü açtı,” dedim. “Çünkü ağlıyordu. Çünkü… anneydim.”
Adam gözlerini kırpmadan dinledi. O an odada yalnızca saatin tıkırtısı vardı. Bir süre sonra arkasına yaslandı. “Onu bulduğunuzda saat kaçtı?”
“Sabah yediyi biraz geçiyordu.”
“Polisi neden hemen aramadınız?”
“Nefes almıyordu gibi geldi. Donmuştu. Eve en yakın yer orasıydı. Onu hayatta tutmak istedim.”
Adam başını hafifçe eğdi devamı sonrki syfda...