Her şey birkaç saniyede oldu.
Köpeği yerde hareketsiz yatıyordu.
Kadının içini bir anda öfke kapladı. Elinde ne varsa kapıp kapıyı açtı ve avluya doğru koştu. Kurtlar ona doğru dönmüş, sarı gözleriyle bakıyordu.
Tam o anda uzaktan güçlü bir havlama duyuldu.
Ormanın içinden dev gibi bir gölge hızla yaklaşıyordu. Karların arasından fırlayan bu büyük hayvan birkaç saniye içinde avluya ulaştı.
Bu iri bir Kangal köpeğiydi.
Göğsü geniş, boynu kalın ve bakışları kararlıydı. Kurt sürüsünün ortasına hiç tereddüt etmeden daldı. Bir anda ortalık karıştı. Kurtlar geri çekildi, tekrar saldırmaya çalıştılar ama Kangal adım atmıyordu.
Köpek öyle güçlü ve kararlıydı ki sürü yavaş yavaş geri çekilmeye başladı.
Önce biri, sonra ikisi, sonra hepsi…
Birkaç dakika içinde dokuz kurt ormanın karanlığına doğru kayboldu.
Avlu yeniden sessizliğe büründü.
Kadın titreyerek Kangala baktı. Büyük köpek sakin bir şekilde onun yanına geldi. Sanki uzun zamandır onu tanıyormuş gibi başını hafifçe eğdi ve kadının yanında durdu.
Kadın dizlerinin üzerine çöktü. Hem korkudan hem de rahatlamadan gözleri dolmuştu. Kurtların gidişini izledi, sonra Kangala baktı.
“Sen nereden çıktın böyle?” diye fısıldadı.
Kangal cevap veremezdi elbette. Ama gözleri sakin ve güven vericiydi.
O günden sonra köyde tuhaf bir şey konuşulmaya başlandı. Kimse o Kangalı tanımıyordu. Hangi sürünün köpeği olduğu bilinmiyordu. Ama herkes aynı şeyi söylüyordu.
O gece yaşlı kadının hayatını kurtaran şey sadece bir köpek değildi.
Doğanın içinde bazen sessiz bir denge vardır. Ve o denge bozulduğunda, bir yerlerden mutlaka onu koruyacak bir güç çıkar.
Yaşlı kadın o günden sonra yalnız değildi.
Çünkü Kangal, o gece avludan hiç ayrılmadı.