Ertesi akşam Murat hastaneye geldiğinde yüzündeki sakin maske çatlamıştı. Elif yine yarı baygın numarası yapıyordu. Murat bu kez daha yakına eğildi.
“Ne demek devlete devrediliyor? Böyle bir şey yapmazsın.”
Elif gözlerini araladı. “Yaptım…”
Murat’ın sesi titredi. “Vasiyeti değiştir. Yarın noteri çağırırım.”
Tam o anda kapı açıldı.
İçeri iki polis memuru ve sivil giyimli bir savcı girdi. Arkalarında Zeynep vardı.
Murat ayağa fırladı. “Bu ne demek oluyor?”
Savcı sakin bir sesle konuştu. “Son altı aya ait kan tahlillerinde toksik madde tespit edildi. Ayrıca evinizde yapılan aramada aynı maddeye rastlandı.”
Murat’ın bakışları bir anlığına Elif’e kaydı. O an anladı. Elif gözlerini tamamen açmıştı. Bitkin ama dimdikti.
“Bu bir iftira!” diye bağırdı Murat.
Savcı devam etti: “Ayrıca dün akşamki konuşmanız kayıt altında.”
Murat’ın yüzü dondu.
Elif’in yastığının altına yerleştirilen küçük ses kayıt cihazı, Murat’ın panikle söylediği cümleleri net biçimde kaydetmişti: “Dozu artırmam gerekecek… üç gün çok uzun…”
O cümle her şeyi bitirmişti.
Polisler Murat’ın bileklerine kelepçe takarken o hâlâ inkâr ediyordu. Ama sesi artık boşlukta yankılanıyordu.
Kapı kapandı.
Oda sessizleşti.
Zeynep Elif’e yaklaştı. “Gerçekten o madde var mıydı? Şirket hisseleri devlete…”
Elif hafifçe gülümsedi. “Hayır. Ama açgözlülük, en güçlü zehirdir. İnsan onu kaybetme ihtimaliyle yüzleşince kontrolünü kaybeder.”
Zeynep başını salladı. “Peki ya hastalığınız?”
Elif derin bir nefes aldı. “Zehir kesildi. Vücudum savaşacak.”
Camdan dışarı baktı. İstanbul’un akşam ışıkları Boğaz’ın üzerinde titriyordu. Ölümle arasındaki mesafe hâlâ vardı ama artık yalnız değildi.
Birkaç hafta sonra Elif taburcu edildi. Basın, “iş insanına suikast girişimi” manşetleri atıyordu. Murat tutuklu yargılanıyordu.
Elif şirketine geri döndüğünde ilk yaptığı şey, çalışanlara yönelik bir sağlık ve güven fonu kurmak oldu. Zeynep artık o hastanede değildi; Elif’in vakfında yönetici asistanıydı.
Bir akşam Boğaz’daki yalının terasında yalnız başına otururken, Murat’ın o ilk fısıltısını hatırladı:
“Her şey benim olacak.”
Elif hafifçe gülümsedi.
Hayat ona bir ders vermişti: Güç, sahip olmakta değil; doğru anı bekleyip hamle yapabilmekteydi.
Murat her şeyi kaybetmişti.
Elif ise neredeyse hayatını kaybederken, aslında gerçek gücünü bulmuştu.