
Kaynanam başucumdaki sehpaya kalın bir kâğıt yığını koydu ve tatlı bir sesle:
— İmzala şunu sevgilim. Bebeği nüfusa kaydettirmek için sadece birkaç formalite.
Kocam yanıma yaklaştı, omzuma kolunu doladı ve zoraki bir gülümsemeyle:
— Hadi hayatım, çabuk ol. Dinlenmen lazım.
Ama içimde bir şey buz kesildi. Aralarındaki bakışı fark ettim; fazla gergin, fazla hesaplı.
Kâğıtlara uzandım, imzalamak için değil, okumak için.
— Önce bir bakayım, dedim.
Kaynanamın yüzü bir anda karardı:
— Okuman gerekmez. Yeni doğum yaptın, yorgunsun. Sadece imzala gitsin.
Kâğıtları almaya çalıştığım anda kocam elimden tuttu; öyle sıkı ki acıtıyordu.
— Ne yapıyorsunuz siz? dedim titreyen bir sesle.
Kaynanam soğuk bir gülümsemeyle:
— Seni düşünerek yapıyoruz kızım. Bu evde, bu ailenin malvarlığında söz sahibi olman doğru değil. Bebek bizim soyadımızı taşıyacak, senin bir şeyine ihtiyacımız yok. Boşanma ve velayet evrakları bunlar. İmzala, rahat et.
Gözlerime inanamıyordum. Daha birkaç saat önce kucağıma aldığım bebeğimin kokusu burnumdayken, beni bir kalemde silip atmaya çalışıyorlardı.
— Hayır, diyebildim sadece. İmza atmayacağım.Devamı sonrki syfada..