
Ertesi sabah, kasvetli bir sessizlik içinde uyandılar. Ahmet'in nerede olduğunu öğrenmek için kapıyı açtıklarında, karşılarında beklenmedik bir manzara buldular. Küçük bedeninin üzerine kar yığılmıştı; ama bilinmeyen bir şekilde, o soğuk ve zorlu ortamda hayatta kalmıştı. Üvey annesi, kendi yaptığı hatanın ağırlığını hissetmeye başladı; belki de bu ibret dolu an, ona gerçek saygının ve sevginin ne demek olduğunu öğretecekti. Ahmet, yaşının ötesinde bir olgunlukla, dışarıda geçirdiği gecenin ardından, içeriye döndüğünde bile donuk gözleriyle sıcaklık arıyordu. Onun masumiyeti, ruhunun derinliklerinde bir yara açmıştı. Belki de soğuk, sadece dışarıda değildi; kalplerinde de bir donma vardı. O an, hayatın ne kadar kırılgan olduğunu ve saygının sadece sözde değil, kalpte bir yer edinmesi gerektiğini hatırlatıyordu. Ahmet, bir çocuğun öğretmeni olabileceğini; ama aynı zamanda büyüklerinin de ona bir şeyler öğretmesi gerektiğini fark etti.