“Elif bunu imzalamadan bu aileye gelin olamaz,” dedi. Salonda fısıldaşmalar başladı. Kerem ayağa kalktı. “Anne, bu yaptığın çok yanlış.” Nermin Hanım sertçe cevap verdi: “Yanlış değil, tedbir.” Sonra Elif’e dönüp ekledi: “Eğer niyetin temizse imzalamakta sorun yaşamazsın.”
Elif birkaç saniye sessiz kaldı. Salondaki herkes nefesini tutmuş gibiydi. Kerem’in yüzünde endişe vardı ama gözlerinde Elif’e duyduğu güven de okunuyordu. Elif derin bir nefes aldı. Kalemi eline aldı. Belgenin altına eğildi. Ve kağıda sadece dört kelime yazdı. Kalemi bıraktı ve belgeyi Nermin Hanım’a uzattı.
Nermin Hanım kağıdı aldı. Yazıyı okudu. Bir anda yüzündeki ifade değişti. Kerem merakla yaklaşıp baktı. Elif’in yazdığı dört kelime şuydu: “Ben zaten feragat ettim.” Nermin Hanım kaşlarını çattı. “Ne demek istiyorsun?” diye sordu.
Elif sakin bir sesle konuşmaya başladı. “Ben zaten zenginlikten vazgeçmiş biriyim. Ailem yıllarca zengin olmak için değil, dürüst yaşamak için çalıştı. Ben hayatım boyunca başkasının parasına göz dikmedim.” Sonra Kerem’e baktı. “Ben Kerem’i evi için değil, kalbi için sevdim. Eğer bir gün bu evde saygı görmeyeceksem, o servetin bana hiçbir değeri yok.”
Salondaki insanlar sessizdi. Bazıları başını onaylar gibi sallıyordu. Nermin Hanım ilk kez cevap veremedi. Çünkü Elif’in sözlerinde kibir yoktu, sadece gerçek vardı. Kerem yavaşça Elif’in yanına geldi ve elini tuttu. “Benim için en değerli şey zaten bu,” dedi.
Salondaki gerginlik yavaş yavaş dağıldı. Nermin Hanım birkaç saniye sessiz kaldı. Sonra belgeyi yavaşça masaya bıraktı. İlk kez Elif’e dikkatle baktı. Sanki onu ilk defa gerçekten görüyordu. O an fark etti ki bazı insanlar servetle değil, karakterleriyle zengindir. O gece nişan devam etti. Ama herkesin aklında aynı düşünce vardı: Elif o belgeyi imzalamamıştı. Çünkü onurunu koruyan bir insanın aslında kaybedecek hiçbir şeyi yoktur; aksine, gerçek zenginlik zaten onun içindedir.