
Birlikte yaşamaya başladıktan sadece bir hafta sonra, eşim bana bir “ev üniforması” verdi — ama sonrasında olacaklara hiç hazır değildi.
Evlenip aynı eve taşınalı bir hafta olmuştu. Ben mutfakta bulaşıkları yerleştirirken, eşim Mert elinde küçük bir kutuyla içeri girdi ve neşeyle,
“SÜRPRİZ!” dedi.
Kutuyu açtığımda içinden fırfırlı bir önlük ve ayak bileklerime kadar uzanan uzun bir elbise çıktı.
“Bu senin ev üniforman,” dedi gururla.
“Annem bunu her gün giyerdi — işleri daha düzenli ve ciddi hissettirirdi.”
Bir an gözlerimi kırptım.
“Ciddi misin?” dedim.
“Kesinlikle,” diye sırıttı.
“Ev hanımı zihniyetinde kalmana yardımcı olur. Ama baskı yok tabii — sadece gelenek.”
Mert’in gelenekçi olduğunu biliyordum ama bunu gerçekten beklemiyordum.
“Tamam,” dedim içimden. “Bununla dalga geçtiğimi sansın.”
Ama bilmediği bir şey vardı: Benim de birkaç kozum vardı.
O gece elbiseyi aldım ve yatağın üzerine serdim…
O gece elbiseyi aldım ve yatağın üzerine serdim. Kumaşı, sanki benim yerime karar vermek ister gibi ışığı yakalayıp parlıyordu. Fırfırlar… Fazla masum, fazla “uslu” görünüyordu. Mert bunu bir “gelenek” diye getirmişti ama benim içimde bir şey, bunun yalnızca kıyafetle ilgili olmadığını fısıldıyordu. Bir evde düzen kurmakla bir insanın düzenini kurmak arasında ince bir çizgi vardı.
Mert banyodan çıkınca onu çağırdım.
“Gel,” dedim. “Bu… ev üniformasını deneyeceğim.”
Gözleri ışıldadı. Beklediği tepki buydu. Sanki bir sınavı geçiyordum, sanki bir rolün provasını yapacaktım. Üzerimi değiştirmek için banyoya girdim. Kapıyı kapatınca aynaya baktım: “Tamam,” dedim kendi kendime. “Oyun başlasın.”
Elbiseyi giydim. Uzun etek ayak bileklerimi sakladı, önlük bele oturdu. Kollarımı kaldırınca fırfırlar hafifçe titredi. Bir an için kendimi, başka birinin hayatına girmiş gibi hissettim. Sonra yüzümde ince bir gülümseme belirdi. Çünkü asıl üniforma bu değildi.
Yatak odasına çıktığımda Mert kapının eşiğinde dikilmiş, bana bakıyordu. Yüzündeki memnuniyet, çay kaşığı gibi parlıyordu.
“İşte bu!” dedi. “Biliyor musun, böyle olunca… ev gerçekten ev gibi…”
Sözünü bitirmeden yaklaştım. Elimi onun göğsüne koydum. “Madem gelenek,” dedim yumuşak bir sesle, “o zaman gelenekleri tam yapalım.”
Mert şaşırdı. “Ne demek istiyorsun?”
Geri çekilip komodinin çekmecesini açtım. İçinden, günlerdir sakladığım küçük bir zarf çıkardım. Krem rengi, üstünde kocaman bir kırmızı mühür… Zarfı ona uzattım.
“Bu da senin,” dedim. “Ev üniformanın.”
Mert kaşlarını çattı, zarfı aldı. “Bu ne?”
“Bir sürpriz,” dedim, onun yaptığı gibi abartılı bir neşeyle. “Aç bakalım.”
Zarfı açtı. İçinden iki sayfalık bir kâğıt çıktı. Üstünde kalın harflerle yazıyordu:
EV İÇİ GÖREV PAYLAŞIMI SÖZLEŞMESİ
Altında maddeler.
Mert okumaya başladı. İlk maddeyi gördüğünde dudağının kenarı oynadı.
“‘Haftanın üç günü bulaşık yıkama sorumluluğu…’” diye mırıldandı. “Bu ciddi mi?”
“Kesinlikle,” dedim, onun sözünü aynen taklit ederek. “Babam her gün yapardı. İşleri daha düzenli hissettirir.”
Mert başını kaldırdı. Gözlerindeki şaşkınlıkla kibir birbirine çarpıştı devamı sonrki syfda...