
— İkinci aşamaydı.
— Hayatta kalıp kalamayacağımı bilmiyorlardı.
— Seni, ölmekte olan bir kadınla bırakmak istemedim.
— Bu yüzden ayrıldım.
— Doğumu tek başıma yaptım.
— Kemoterapiyle tek başıma mücadele ettim.
— Ve hayatta kaldım.
Cihan konuşamıyordu; öfke ve üzüntü birbirine karışmıştı.
“Bana yardım etmeme izin verecek kadar bana güvenmedin mi?” diye sordu sonunda.
Emel’in gözleri yaşlarla doldu.
“Hayatta kalabileceğime bile güvenmiyordum.”
Leylak annesinin kolundan çekiştirdi.
“Anne, uykum var.”
Cihan eğildi.
“Sıcak bir yatakta dinlenmek ister misin?”
Leylak başını salladı.
Cihan Emel’e baktı.
“Bu gece gitmiyorsun. Misafir odası hazır olacak.”
“Kalamam,” dedi Emel hemen.
“Evet, kalabilirsin,” dedi Cihan kararlılıkla.
“Sen sıradan biri değilsin… sen kızımın annesisin.”
Emel donakaldı.
“Yani onun benim olduğuna mı inanıyorsun?”
“Kanıta ihtiyacım yok,” dedi Cihan.
“Bunu onda görüyorum.”
O gece Leylak üst katta uyuyakaldıktan sonra, Cihan balkonda durup fırtınalı gökyüzüne baktı. Emel, üzerine bir hizmetçi sabahlığı alarak yanına geldi.
“Hayatını mahvetmek istemedim,” dedi.
“Sen yapmadın,” diye cevapladı Cihan sessizce.
“Sadece kendini benden sildin.”
Sessizlik uzadı.
“Hiçbir şey istemiyorum,” dedi Emel.
“Çaresizdim.”
Cihan ona döndü.
“Sen benim sevdiğim tek kadındın. Senin için savaşmama izin vermeden gittin.”
Gözyaşları Emel’in yanaklarından süzüldü.
“Seni hâlâ seviyorum,” diye fısıldadı.
“Benden nefret etsen bile.”
Cihan cevap vermedi. Pencereye, Leylak’ın huzurla uyuduğu odaya baktı.
Sonunda,
“Kal. En azından bundan sonra ne olacağını anlayana kadar,” dedi.
Sabah güneşi bulutların arasından süzülerek araziyi altın rengine boyuyordu. Yıllar sonra ilk kez ev boş hissettirmiyordu.
Cihan mutfakta, tereyağı ve kızarmış ekmek kokuları arasında çırpılmış yumurta hazırlıyordu. Arkasından ayak sesleri geldi.
Emel, Leylak’ın elini tutarak kapıda duruyordu. Leylak temiz pijamalar içindeydi, saçları düzgün bukleler hâlindeydi.
“Şimdi yemek mi pişiriyorsun?” diye gülümsedi Emel.
“Deniyorum,” dedi Cihan.
“Onun için.”
Leylak sandalyeye tırmanıp iştahla yemeye başladı.
“Senden hoşlanıyor,” dedi Emel yumuşak bir sesle.
Cihan başını kaldırdı.
“Onu sevmek kolay.”
Günler geçti. Huzursuz bir denge oluştu. Emel temkinliydi. Cihan ise kayıp yılları telafi eder gibi her anı izliyordu.
Ama herkes onları hoş karşılamadı.
Bir gün Cihan bir toplantıdan döndüğünde asistanı Şarlot onu bekliyordu.
“Şu anda burada yaşayan bir eşin ve çocuğun var mı?”
“Evet. Emel ve kızı.”
— Kızınız mı?
Başını salladı.
“Yönetim kurulu sorular sormaya başladı.”
“Bırak sorsunlar,” dedi soğukça.
“Ailem senin onayına ihtiyaç duymuyor.”
Bu kelime ağzında tuhaf duruyordu…
Ama doğruydu.
O öğleden sonra Emel bahçede Leylak’ın kelebekleri kovalamasını izliyordu. Cihan iki fincan çay getirdi.
“Gün batımını hep severdin.”
“Dünyanın sessiz kaldığı tek an,” dedi Emel.
“Kanserden sonra neden dönmedin?”
“Artık senin dünyana ait olmadığımı düşündüm.”
“Yalnızdım,” dedi Cihan.
Sessizlik.
“Geri dönebilirdin.”
“Beni affetmeyeceğinden korktum.”
“Peki şimdi?”
“Yapabilir misin bilmiyorum.”
“İntikam istemiyorum. Onun ihtiyaç duyduğu adam olmak istiyorum.”
“Onun bir babaya ihtiyacı var. CEO’ya değil.”
“O zaman ben de öyle olacağım.”
Ertesi gün kapı çaldı. Emel kapıyı açtığında Derya Yaman karşısındaydı. Sert, soğuk ve heybetli.
“Demek geri döndün.”
“Merhaba Derya Hanım.”
“Julian sen gittiğinden beri dağılıyor.”
“Lütfen içeri gelin.”
“Kalmıyorsun değil mi?”
“Yapmayacaktım… ama şimdi bilmiyorum.”
“Çocuk sizi aile mi yaptı sanıyorsun?”
“Hiçbir zaman aile olmaktan vazgeçmedim. Leylak Cihan’ın kızı.”
“Ya bu bir para planıysa?”
“Demek beni hiç tanımadınız.”
Cihan geldi.
“Burada neler oluyor?”
“Sadece bir aile toplantısı,” dedi Derya tatlı tatlı.
O gece Emel bavulunu hazırladı.
“Gitmiyorsun,” dedi Cihan.
“Annen…”
“Para için geldiğini mi sanıyor?”
Emel başını salladı.
“Onun yüzünden gitmiyorsun.”
“Siz benim ailemsiniz,” dedi Cihan.
“Her zaman öyleydiniz.”
Emel ağladı…
Ama bu kez yüzünü çevirmedi.
Haftalar aylara dönüştü.
Cihan daha az seyahat etti.
Leylak’ın saçını örmeyi öğrendi.
Emel, bir zamanlar kafes olan evde huzur buldu.
Bir pazar günü, manolya ağacının altında Cihan diz çöktü.
“Seni bir kez kaybettim. Bir daha yapmayacağım.”
Leylak alkışladı.
Emel gözyaşları içinde fısıldadı:
“Evet… Evet.”
BİTTİ.