
Kendi hayatımın rotasını hiç çizemeden, başkalarının kararlarıyla evlendirildim. Sevmeden, sevilmeden girilen bir yuvanın sessizliğinde solmaya başladım. Eşim bana hep uzaktı; ne bir tebessüm, ne bir dokunuş... Evin duvarları kadar soğuk bir adamla yaşıyordum. Her gece aramızda görünmez bir mesafe olurdu; ben özlemle yanarken, o duvar gibi susardı.
Bir akşam, eşimin tır şoförü bir arkadaşı geldi eve. Tanımadığım bir adamdı ama sanki sesinin tınısında, bakışlarında bir yabancılığın ötesi vardı. Meğerse bizim köye yakın bir köydenmiş. Sohbet ettik, laf arasında “Yarın köye gideceğim, istersen seni de bırakayım, aileni görürsün,” dedi.
Ben ne diyeceğimi bilemeden eşim söze girdi:
“İyi olur, gitsin biraz kalır ailesinin yanında,” dedi kayıtsızca.
O an içimde bir buruk sevinç kıpırdadı. En azından birkaç günlüğüne, bu sessizlikten uzak olacaktım.
Ertesi sabah yola çıktık. Hava serindi, yollar uzun ve suskundu. Önce sıradan sohbetler ettik, sonra konu kendi hayatına geldi. “Eşimle aram iyi değil,” dedi, “hastalık, dert, geçim… Her şey aramıza girdi.”
Sesinde yorgun bir kabulleniş vardı. Anlattıkça ben sustum, dinledikçe içimde yankılandı.
Bir süre sonra, “İstersen arabanın arkasında uzan, yol uzun, dinlenirsin,” dedi.
Başımı salladım, arkaya geçtim. Camdan dışarı bakarken yolun kıvrımlarında düşüncelerim dolaştı.
Bir zaman sonra o da arkaya dönüp, hafifçe gülümseyerek, “Aslında benim de biraz dinlenmem lazım,” dedi.g'rsele ilerlyn devamı dger syfada..