Bir adam, yeğenini ve yeni doğan bebeğini doğumhaneden almak için gelmişti. Elinde çiçekler, arabasında bebek için hediyeler ve oto koltuğu vardı. Mutluydu.
Ancak hastanenin girişinde onu korkunç bir manzara bekliyordu.
Yeğeni Ayşe, bir bankta yalınayak, üzerinde hastane kıyafetleriyle, kucağında yeni doğmuş bebeğiyle oturuyordu. Soğuktan titriyor, gözleri boşluğa bakıyordu.
Amca Murat, hemen yanına koştu. Hiç sorgulamadı. Ceketini çıkarıp Ayşe’yi sardı, bebeğiyle birlikte arabaya götürdü.
Sonra sakin ama sarsıcı soruyu sordu:
“Kocan nerede? Araba nerede?”
Ayşe cevap vermedi. Sadece telefonunu uzattı.
Mesaj kocasından gelmişti:
“Ev artık bizim. Eşyaların kapının önünde. Bizi unut. Bu çocuğa ihtiyacımız yok.”
Gerçek kısa sürede ortaya çıktı.
Ayşe’nin kocası Mehmet, uzun zamandır kendi annesiyle gizli bir plan içindeydi. Ayşe hamileyken her şeyi ayarlamışlardı. Doğumdan çıktığı gün, hiçbir eşyasını bile almasına izin vermeden onu ve bebeği sokağa atmışlardı.
Murat mesajı defalarca okudu. Yüzü bembeyaz kesildi.
Hiç bağırmadı, hiç tartışmadı. Sadece telefonunu çıkarıp birini aradı ve soğukkanlı bir sesle şöyle dedi:
“Bana olan borcunu hatırlıyor musun?
Artık ödeme zamanı geldi.”
Ve işte o andan sonra…
Hiç kimsenin tahmin edemeyeceği olaylar zinciri başladı..
Murat telefonu kapattığında yüzünde tek bir duygu vardı: kararlılık. Ayşe arabada sessizce ağlıyor, yeni doğan bebek annesinin göğsüne sokulmuş nefes alıyordu. Murat hiçbir şey söylemedi. Motoru çalıştırdı ve hastaneden uzaklaştı. Gidecekleri yer belliydi: önce sıcak, sonra güvenli bir ev.
Ayşe birkaç dakika sonra titreyen bir sesle konuştu:
“Dayı… Ben hata yaptım. Onlara güvendim.”
Murat direksiyona daha sıkı sarıldı.
“Hayır,” dedi net bir sesle. “Hata sen değilsin. Hata, seni yalnız sanmaları.”
O gece Murat’ın evinde ışıklar sabaha kadar sönmedi. Ayşe ve bebeği sıcak bir banyodan sonra temiz çarşaflara yatırıldı. Murat ise salonda, elindeki eski bir dosyayı açtı. Yıllardır kimsenin adını anmadığı, sadece gerektiğinde ortaya çıkan bir dosya.
Telefonu tekrar çaldı.
Aradığı kişi, Murat’ın yıllar önce iflastan kurtardığı, büyük bir inşaat şirketinin sahibiydi. Borç sadece para değildi. Borç, sadakatti.
“Yarın sabah,” dedi Murat. “Bana Mehmet Yılmaz ve annesi Fatma Yılmaz hakkında bildiğin her şeyi istiyorum. Banka hareketleri, tapular, gizli anlaşmalar… Her şey.”
Karşıdan tek bir cevap geldi:
“Hazır olur.”
Ertesi gün, Mehmet ve annesi Fatma kendilerini çok güvende hissediyordu. Daire onların üzerine geçirilmişti. Ayşe’yi sokağa atmışlar, çevreye de “zaten psikolojisi bozuktu” diye anlatmışlardı. Fatma sabah kahvesini içerken gülümsedi:
“Bak gördün mü oğlum, çocukla baş başa kalmadan kurtulduk.”
Kapı çaldı devamı icin digr sayfya gecinz..