„Evet.”
„Peki korkmuyor musun?”
Duraksadım. Yıllar sonra ilk kez yalan söyleyemedim.
„Çok korkuyorum.”
Kız banktan kalktı, yanıma geldi ve elini omzuma koydu. Tüy kadar hafifti, dokunuşu ise yıllardır özlediğim kadar sıcak ve insancıldı.
„O zaman… oraya tek başına gitme,” dedi. „İstersen… sonuna kadar yanında kalabilirim.”
Bu sözler, Rodrigo’nun teşhisinden bile daha derin bir yere dokundu.
Ayağa kalktım, onun koyu gözlerine baktım. İçlerinde adını koyamadığım bir ışıltı vardı — cesaret mi? iyilik mi? sevilme isteği mi?
„Valeria…” dedim güçlükle. „Benim… kızım olmak ister misin?”
Ne mecburiyetten soruyordum,
ne teselli arıyordum.
Yıllar sonra ilk kez umut olabilecek bir şey hissediyordum.
Kız gözlerini kırptı, yanağından tek bir yaş süzüldü. Uzun uzun baktı bana; sanki ikimizi de buraya getiren tüm acıları tartıyordu.
„Peki… ne kadar süre babam olacaksın?” diye fısıldadı.
„Bir hafta… belki biraz daha.”
Valeria öyle narin bir şekilde gülümsedi ki… sonunda gerçekten çocuk gibi görünmüştü.
„Bu yeter.”
O anda her şey değişti — çünkü ben birini bulduğum için değil;
birinin beni bulduğu için.
Ne soyadımı, ne paramı, ne de tepedeki boş evimi isteyen biri…
Beni isteyen biri.