O görüşme bittiğinde içimde ne rahatlama vardı ne de umut. Sadece ağır bir öfke ve açıklayamadığım bir boşluk kaldı. Buna rağmen görüşmeler devam etti. Çünkü içimde hâlâ mantıksız bir beklenti vardı. Belki yanlış ifade etmişlerdi, belki gerçekten pişmandılar. İnsan, kendisini terk eden anne babaya bile bir açıklama borcu varmış gibi hissediyor.
Aylar sonra onların evine taşındım. Yetimhaneden ayrıldığım gün herkes bana “Şanslısın” dedi. Kimse şansın neye benzediğini sormadı. Evlerine girdiğim ilk gün, kendimi misafir gibi hissettim. Odalar düzenliydi ama soğuktu. Annem sürekli temizlik yapıyor, babam televizyonun karşısında sessizce oturuyordu. Kimse bana “Hoş geldin” demedi.
İlk haftalar sessiz geçti. Ben fazla konuşmadım, onlar da sormadı. Sonra küçük şeyler başladı. Yemeği geç yemem sorun oldu. Odayı yeterince toplamadığım söylendi. Babam her seferinde sesini biraz daha yükseltiyordu. Annem arada “Babanı kızdırma” diyordu ama asla araya girmiyordu. Suçlu hep bendim.
Bir gün babam, “Yetimhanede öğrendiğin alışkanlıkları burada unutacaksın” dedi. O cümle içime oturdu. Sanki geçmişim bir utançtı. Sanki başıma gelenler benim seçimimdi. O günden sonra evde daha gergin olmaya başladı her şey. Babamın bakışları sertleşti, sabrı kısaldı.
İlk tokat beklemediğim bir anda geldi. Ne bağırış vardı öncesinde ne büyük bir kavga. Sadece bir cevap hoşuna gitmemişti. Elini kaldırdı ve vurdu. Şaşkınlıktan tepki veremedim. Annem mutfaktan baktı, sonra yüzünü çevirdi. O an anladım: Bu evde benim yerim yoktu.
Sonraki günler daha kötüydü. Hakaretler sıradanlaştı. “Keşke hiç gelmeseydin” cümlesini duydum. Geceleri odamda sessizce oturuyor, kapının açılmasından korkuyordum. Yetimhanede yaşadığım yalnızlık bile bunun yanında hafif kalıyordu. Çünkü orada kimse bana aitmiş gibi davranmıyordu ama burada ait olmam bekleniyor, sonra da bunun için cezalandırılıyordum.
Son darbe bir gece geldi. Babam sinir krizi geçiriyordu. Ne dediğimi bile hatırlamıyorum. Sadece yerdeydim. Başım dönüyordu, gözlerim kararıyordu. Annem yine sessizdi. O sessizlik, yediğim darbeden daha ağırdı.
O gece evden çıktım. Kapıyı çarpmadım bile. Çünkü sesimi artık kimsenin duymasını istemiyordum. Sokakta yürürken şunu düşündüm: Annemle babama kavuşmuştum ama bir kez daha terk edilmiştim. Bu sefer fiziksel olarak değil, insanlığım yok sayılarak.
Sabah olduğunda sosyal hizmetlerin kapısındaydım. Her şeyi anlattım. Titreyerek, durarak, utanarak… Ama anlattım. Çünkü artık susarsam yok olacağımı biliyordum. Yeniden koruma altına alındım. Onlar ise her şeyi inkâr etti.
Bugün geriye baktığımda şunu biliyorum: En büyük yanılgım, kavuşmanın iyileştireceğini sanmamdı. Oysa bazı insanlar, hayatına geri döndüklerinde seni tamamlamaz. Seni paramparça eder. Benim ailemle kavuşmam, hikâyemin mutlu sonu olmadı. Asıl kırılma, onları bulduğum gün başladı.
