
. “Amca yorulmadın mı?” dedi. Güldüm. “Yoruldum evlat” dedim. “Ama durursam düşerim.”
Akşamüstü güneş batarken sandığı kapattım. Yol sessizleşti. Gökyüzü turuncuydu. Emine’nin sevdiği renk. Başımı kaldırdım. İlk kez uzun zamandır içimden bir şey koptu.
Eve dönerken bir mesaj geldi. Bilmediğim bir numara. Sadece şunu yazıyordu:
“Baba, hakkını helal et. Dönemiyorum ama yaşıyorum.”
Telefonu elimde tuttum. Ağlamadım. Çünkü bazı acılar gözyaşıyla çıkmaz. Başımı kaldırdım, derin bir nefes aldım.
Evet, dolandırıldım. Evet, evladım yüzünden her şeyimi kaybettim. Ama hâlâ toprağa dokunabiliyorum. Hâlâ sabah güneşini görebiliyorum. Ve hâlâ affetmenin ne demek olduğunu öğreniyorum.
Belki bir gün Murat bu yoldan geçer. Belki durur. Belki durmaz. Ama ben yine sandığımı açacağım. Çünkü insan her şeyini kaybetse bile insanlığını kaybetmemeli.
İşte benim hikâyem bu.
Ben Hüseyin Karaca.
Yol kenarında sebze satan bir baba.