Kapsülü çıkardım. Oldukça küçüktü. Tırnağımla kapağını açtım.
İçinden ince bir kağıt şeridi çıktı.
Kağıdı açtığım anda kalbim biraz daha hızlı atmaya başladı. Çünkü üzerinde yalnızca tek bir cümle yazıyordu:
“Bulursan göle dokunma.”
Bir süre donup kaldım. Bu cümle garip bir şekilde tüylerimi diken diken etmişti. Haritaya tekrar baktım. X işareti gölün tam ortasını gösteriyordu.
Bir an aklımdan çılgın bir düşünce geçti.
Acaba gerçekten gölün dibinde bir şey mi vardı?
Ama kağıtta yazan uyarı hiç de şaka gibi durmuyordu. Tam o sırada kolyenin arka yüzünde daha önce fark etmediğim küçük kazınmış harfler gördüm.
“Karşıya geçmeyin.”
Bu artık iyice tuhaflaşmıştı.
Göl yıllardır sakin ve terk edilmiş sayılan bir yerdi. İnsanlar genelde piknik yapar, balık tutar ve akşam olmadan giderdi. Ama bu kolye ve içindeki harita, sanki gölün altında saklanan bir sırrı anlatıyordu.
Bir süre kıyıda oturup düşündüm.
Merakım büyüyordu ama içimde garip bir huzursuzluk da vardı. Sonunda telefonumu cebimden çıkardım.
Sahil güvenlik yerine jandarmayı aramak zorundaydım.
Durumu anlatırken kendim bile söylediklerimin ne kadar garip olduğunu fark ediyordum. Ama görevli ses tonumdan ciddi olduğumu anlamıştı.
Yaklaşık kırk dakika sonra göl kenarına bir jandarma aracı geldi.
Görevliler kolyeyi ve içindeki haritayı dikkatle incelediler. İçlerinden biri haritaya uzun süre baktı. Sonra başını kaldırıp bana baktı.
Yüzündeki ifade bir anda değişmişti.
“Bunu nerede buldun?” diye sordu ciddi bir sesle.
“Az önce oltama takıldı,” dedim.
Adam derin bir nefes aldı.
“İlginç… çünkü bu gölde yıllar önce kaybolan bir araştırma sandığı vardı.”
Ne dediğini tam anlayamadım.
“Nasıl yani?”
Görevli haritadaki X işaretini parmağıyla gösterdi.
“1930’larda burada bir bilim ekibi çalışıyordu. Gölün dibinde saklanan tehlikeli bir madde taşıyan sandık kayboldu. Resmi kayıtlara göre hiçbir zaman bulunamadı.”
Bir anda içimde soğuk bir ürperti yayıldı.
“Yani bu harita…”
“Evet,” dedi görevli yavaşça. “Sandığın yerini gösteriyor olabilir.”
Kolyeyi özel bir torbaya koydular ve götürdüler. Ben ise göl kıyısında tek başıma kaldım.
Göl yine aynı göldü.
Sessiz, sakin ve hareketsiz.
Ama artık o suya baktığımda tek düşündüğüm şey şuydu.
Belki de yıllardır kimsenin bilmediği bir şey… hâlâ gölün dibinde bekliyordu.