
“Ben… ben anlamıyorum. Ne savcılığı? Bugün benim düğünüm!”
Fatma Ninem hafifçe gülümsedi ama o gülümsemede zerre merhamet yoktu.
“Evet,” dedi. “Bugün senin düğünün. Ama aynı zamanda gerçeklerin de ortaya çıkacağı gün.”
Babam şaşkınlıkla etrafa bakıyordu.
“Anne, ne demek istiyorsun? Ne gerçeği?”
O anda Fatma Ninem başını kaldırıp merdivenlere baktı. Göz göze geldik. Bakışları yumuşadı.
“Gel kızım,” dedi. “Artık saklanmana gerek yok.”
Babam o an beni fark etti. Alçılarımla merdiven başında duruyordum. Yüzündeki ifade… suçluluk mu, şaşkınlık mı, hâlâ emin değilim.
“Sen niye ayaktasın?” dedi. “Dinlenmen gerekiyordu.”
Fatma Ninem hemen lafa girdi:
“Dinlenmesi gereken tek kişi o değil. Asıl senin biraz gerçeklerle yüzleşmen gerekiyor.”
Savcılıktan gelen kadın dosyasını açtı.
“Bizim elimizde, Aylin Hanım’ın genç kızken çalıştığı kurumlarla ilgili bazı şikâyetler vardı. Psikolojik şiddet, manipülasyon, tanık ifadeleri…”
Aylin çığlık attı:
“YALAN! HEPSİ YALAN!”
Ama Fatma Ninem çantasından bir zarf çıkardı.
“Yalan değil,” dedi sakin bir sesle. “Bunların hepsi benim yıllardır sakladığım belgeler. Ve torunumun anlattıklarıyla her şey tamamlandı.”
Babam başını iki elinin arasına aldı.
“Anne… ne diyorsun sen? Aylin böyle biri olamaz.”
O an içimde bir şey koptu. Yıllarca sustuğum, yutkunduğum, ağladığım her şey boğazımdan dışarı döküldü.
“Olabilir baba,” dedim titreyerek. “Çünkü bana her gün ‘işe yaramaz’ dedi. Annemin ölümüyle dalga geçti. Kırık kemiklerimle bile beni çalıştırdı. Ve sen… sen hiçbir zaman bana inanmadın.”
Sessizlik çöktü.
Aylin ayağa kalkmaya çalıştı ama savcılıktan gelen adam engelledi.
“Lütfen yerinizde kalın.”
Aylin babama döndü.
“Bana inanıyorsun değil mi?” dedi ağlamaklı bir sesle. “Bunların hepsi onun oyunu!”
Babam bana baktı. İlk kez… gerçekten baktı. Alçılarıma, yüzümdeki morluklara, gözlerimdeki yorgunluğa.
Ve sonra, sesi kısıldı:
“Ben… ben kör olmuşum.”
Bu sözler geç gelmişti ama yine de içimde bir düğüm çözüldü.
Savcılıktan gelenler Aylin’i yanlarına aldı.
“Bu düğün bugün olmayacak,” dediler. “İfade vermeniz gerekiyor.”
Aylin bağırarak götürüldü. Kapı kapandığında evde sadece üçümüz kaldık: Babam, Fatma Ninem ve ben.
Babam sandalyeye çöktü.
“Anne… neden daha önce söylemedin?”
Fatma Ninem derin bir nefes aldı.
“Çünkü bazen insanlar gerçeği görmek için en dipte olmaları gerekir. Ve sen, kızını dinlemediğin için bugün buradasın.”
Bana döndü, elimi tuttu.
“Sen çok güçlüsün,” dedi. “Ama artık yalnız değilsin.”
O gün düğün olmadı. Davetliler gelmedi. Restoran iptal edildi. Her şey dağıldı.
Ama benim için… hayatımın ilk gerçek başlangıcı o gündü.
Birkaç hafta sonra, Fatma Ninem’in yanına taşındım. Tedavimle ilgilendi. Okula dönmem için destek oldu. Babam sık sık aradı. Özür diledi. İlişkimiz yavaş yavaş onarıldı ama eskisi gibi olmadı. Belki de olmamalıydı.
Aylin hakkında dava açıldı. Psikolojik şiddet ve geçmişteki dosyalar yeniden incelendi.
Ve ben?
Artık aynaya baktığımda işe yaramaz bir kız görmüyorum.
Kırık kemiklerim iyileşti. Ama asıl iyileşen yer…
ilk kez sesimi duyurabildiğim kalbim oldu.
Bazen adalet geç gelir.
Ama geldiğinde…
her şeyi yerli yerine koyar.