Murat hızla içeri girdi.
Küçük Elif kanepede uzanıyordu.
Gözleri kapalıydı.
Murat’ın kalbi duracak gibi oldu.
“Elif… canım kızım…”
Yanına eğildi.
Nefes alıp almadığını anlamaya çalıştı.
Sonra hafif bir nefes sesi duydu.
Derin bir nefes aldı.
“Şükürler olsun…”
Elif sadece çok zayıf düşmüştü.
Murat hemen mutfağa koştu.
Dolapları açtı.
Neredeyse boştu.
Sadece birkaç parça ekmek ve yarım şişe su.
Murat’ın içi sızladı.
Hemen telefonunu çıkarıp ambulansı aradı.
“İki küçük çocuk… günlerdir yemek yememiş olabilirler. Lütfen çabuk olun.”
Dakikalar sonra siren sesleri apartmanın önünde yankılandı.
Sağlık görevlileri eve girip çocukları kontrol etti.
Elif’i sedyeye alırken Murat’ın eli titriyordu.
“Durumu ciddi mi?” diye sordu endişeyle.
Görevli sakin bir sesle cevap verdi.
“Şu an için hayati tehlike görünmüyor. Ama çok halsiz kalmış. Hastanede kontrol edeceğiz.”
Ambulansla birlikte hastaneye gittiler.
Saatler sonra doktor Murat’ın yanına geldi.
“Merak etmeyin,” dedi gülümseyerek.
“Çocuklarınız iyi olacak. Birkaç gün iyi beslenmeleri ve dinlenmeleri yeterli.”
Murat’ın gözleri doldu.
O an sanki günlerdir tuttuğu nefesi bırakmıştı.
Emre hastane yatağında babasına baktı.
“Baba… artık bizi bırakmayacaksın değil mi?”
Murat oğlunun elini tuttu.
“Hayır oğlum… artık hiçbir yere gitmeyeceğim.”
O gece Murat hastanenin küçük odasında otururken çok düşündü.
Yıllardır işine gömülmüş, paranın her şeyi çözebileceğine inanmıştı.
Ama o gün anladı ki…
En değerli şey ne para ne de başarıydı.
Ailesiydi.
Birkaç gün sonra çocuklar taburcu edildi.
Murat onları evine götürdü.
Yeni bir başlangıç yapmaya karar vermişti.
Artık daha fazla vakitlerini birlikte geçireceklerdi.
Akşam yemeğinde Elif küçük kaşığıyla çorbasını içerken gülümsedi.
“Baba… bugün çok güzel.”
Murat kızının saçlarını okşadı.
“Evet,” dedi yumuşak bir sesle.
“Çünkü artık hep birlikteyiz.”
Ve o an Murat şunu anladı:
Bazen insanın hayatını değiştiren şey büyük başarılar değil…
Bir çocuğun telefonda söylediği birkaç kırık cümle olur.
“Baba… çok açım.”