Polislerden biri doğrudan Mehmet’e döndü. “Bu konuda bir şey söylemek ister misiniz?”
Mehmet sessiz kaldı.
Sonra gözlerini kapattı ve derin bir nefes aldı. “Denekti,” dedi.
Zeynep’in kalbi duracak gibi oldu.
“Ne… diyorsun sen?” diye fısıldadı.
Mehmet başını eğdi. “Çalıştığım şirket… biyoteknoloji firması. Gizli bir proje yürütülüyordu. İnsan embriyolarına yerleştirilen izleme ve kontrol çipleri… Davranışsal ve biyolojik gelişimi takip etmek için.”
Zeynep donup kaldı.
“Ve… ben…” Mehmet’in sesi çatladı, “seni seçtim.”
O an her şey anlam kazandı.
Karabaş’ın huzursuzluğu.
Onun Mehmet’e karşı agresifliği.
Sürekli Zeynep’in karnını dinlemesi…
At, doğanın diliyle bir tehlikeyi fark etmişti.
Zeynep’in gözlerinden yaşlar süzüldü. “Bana bunu nasıl yaparsın?”
Mehmet cevap veremedi.
Polisler onu gözaltına aldı.
Acil bir operasyonla çip çıkarıldı. Bebek kurtarıldı. Sağlıklıydı.
Günler sonra Zeynep, hastane odasının penceresinden dışarı bakarken derin bir nefes aldı. Kucağında bebeği vardı.
Her şey değişmişti.
Ama bir şey netti.
Gerçek bazen en yakındakinden gelir.
Ve bazen… bir insanın göremediği tehlikeyi, bir hayvan hisseder.
Zeynep o gün taburcu olduktan sonra ilk olarak eve değil, avluya gitti.
Karabaş onu görünce yavaşça yaklaştı.
Bu kez homurdanmadı.
Sadece başını eğdi… ve sessizce durdu.
Zeynep elini atın alnına koydu.
“Beni korudun,” diye fısıldadı.
Ve ilk kez, içindeki korkunun yerini gerçek bir huzur aldı.