— Ben de düştüğünü gördüğümü söylerim. Yardım etmeye çalıştım ama yetişemedim derim.
O an içimde bir şey dondu.
Demek ki düşmem bir kaza değildi.
Arkadaşım kısa bir süre sustu, sonra sordu:
— Peki annesi meselesini nasıl hallettin?
Kocam hiç tereddüt etmeden cevap verdi.
— Hastanedeki işi hallettim. Para her kapıyı açar. Herkes kalp krizi olduğuna inanıyor.
Nefesim kesildi.
Annem…
Annem gerçekten öldürülmüştü.
Arkadaşım alçak bir sesle güldü.
— Ama bana ikisi gidince sırrını anlatacağını söylemiştin. Neden ikisinden de kurtulman gerektiğini hâlâ anlamıyorum.
Kocam birkaç saniye sustu.
Sonra ağır ağır konuştu.
— Çünkü o sırrı öğrenirlerse her şeyimi kaybederim.
— Hangi sır?
Kalbim göğsümde deli gibi atıyordu.
Kocam derin bir nefes aldı.
— Çünkü ben onunla para için evlendim… ve annesi bunu öğrenmişti. Üstelik bana ait olmayan milyonluk mirası ortaya çıkarmaya hazırlanıyordu.
Dünya başıma yıkıldı.
Annem birkaç gün önce bana bir şey söylemek istemişti. Ama ben yoğun olduğumu söyleyip konuşmayı ertelemiştim.
Demek ki söylemek istediği şey buydu.
Kocam konuşmaya devam etti.
— Eğer o kadına fırsat verseydim her şeyi mahvedecekti. Önce onu susturdum. Sonra da kızını.
Arkadaşım başını salladı.
— Mantıklı.
İkisi birkaç dakika daha konuştu. Sonra uzaklaşmaya başladılar.
Ayak sesleri kayboldu.
Ben ise çamurun içinde hareketsiz yatıyordum.
Ama artık korkmuyordum.
Çünkü her şeyi duymuştum.
Yavaşça cebime uzandım.
Telefonum hâlâ oradaydı. Suya dayanıklıydı… ve konuşmalarının büyük kısmını kaydetmişti.
Titreyen parmaklarla ekrana baktım.
Ses kaydı çalışıyordu.
O anda annemin bana yıllarca söylediği bir cümle aklıma geldi:
“Gerçek er ya da geç ortaya çıkar.”
O gece karanlık nehir kıyısından sessizce uzaklaştım.
Kocam ve arkadaşım benim öldüğümü sanıyordu.
Ama aslında o gece ölen kişi ben değildim.
O gece biten şey onların özgürlüğüydü.