Kalabalığı yararak içeri girdim.
Salon darmadağındı. Birkaç komşu içerideydi. Ortada ıslak bir adam battaniyeye sarılmış, titriyordu. Yanında Sinan vardı. Onu hiç böyle görmemiştim. Yüzü sertleşmiş, gözleri öfkeyle dolmuştu.
“Ne oldu burada?” diye bağırdım.
Komşulardan biri anlatmaya başladı. Mahalledeki birkaç genç, yaşlı bir adamı “şaka yapıyoruz” diyerek zorla suya itmişti. Adam boğulma tehlikesi geçirmiş, biri yardım etmezse ölecekmiş.
“Sinan kurtardı,” dedi kadın. “Herkes sadece izliyordu.”
Gözlerim Sinan’a döndü.
O ise hâlâ yaşlı adamın yanında diz çökmüş, battaniyeyi sıkıca tutuyordu. Elleri titriyordu ama yüzünde kararlı bir ifade vardı.
Ambulans geldi. Yaşlı adamı götürdüler. Kalabalık yavaş yavaş dağıldı.
Evde sadece biz kaldık.
Sessizlik ağırlaştı.
“Sen… nasıl yaptın?” diye sordum.
Derin bir nefes aldı. Bir süre sustu. Sonra bana döndü.
“Ben eskiden böyle biri değildim,” dedi. “Yıllar önce iyi bir işim, bir ailem vardı. Ama bir hata yaptım. Her şeyi kaybettim. Sokakta yaşamaya başladım. İnsanlar beni görmez oldu… ben de kendimi.”
Sesi titriyordu.
“Bugün o adamı suya attıklarında… kendimi gördüm. Kimse yardım etmiyordu. Çünkü artık kimse kimseyi umursamıyor. Ama ben… bu sefer bakıp geçemedim.”
O an içimde bir şey kırıldı.
Başta onunla evlenirken sadece bir araç olarak görmüştüm. Ama karşımda duran adam… bir anlaşmanın parçası değil, gerçek bir insandı.
Belki de benden daha gerçekti.
O gece uzun süre konuştuk. İlk defa gerçekten dinledim onu.
Günler geçtikçe aramızdaki mesafe azaldı. Artık aynı evde iki yabancı değildik. Birbirini anlayan iki insandık.
Aylar sonra ailem yine geldi. Bu sefer farklıydım. Artık onları memnun etmek için değil, kendi hayatımı yaşamak için oradaydım.
Sinan yanımda duruyordu.
Elimi tuttu.
Ve ilk defa… bu evliliğin sadece bir anlaşma olmadığını hissettim.
Bazen insan en büyük hatayı yaptığını sanırken, aslında hayatının en doğru adımını atmış olur.